Vahyin yeniden kalbe indiği ay olan ramazanının gölgesi üzerimize yeniden düştü. Herkeste farklı bir telaş ve heyecan var. Kimi “ey vah ramazan yine geldi nasıl tutacağız?” derken, kimi “acaba hakkıyla tutabilecek miyiz” telaşında. İşin şuurunda olanların heyecan ve sevinci ise başka. Gelin kısaca Ramazan nasıl anlaşılmalı bir göz atalım.

— Ramazan, orucu bozan şeylerden sakınmayı bilmek kadar onun mana ve önemini anlamaktır

Bu anlamda ramazan, yalnızca takvimsel bir zaman dilimi değil; vahyin, insanın iç dünyasına yeniden temas ettiği ilâhî bir terbiyedir. Kur’ân’ın ifadesiyle: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı; umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 2/183). Bu âyet, orucun zâhirȋ yönünü belirtirken bâtinȋ yönüne de değinerek takvaya işaret eder. “Tasavvufî literatürde “takvâ”, sadece haramlardan sakınma değil; kalbin Allah’tan başka her şeyden arınmasıdır. Bu yönüyle Ramazan, şeriatın emriyle başlayan, tarikatın terbiyesiyle derinleşen, hakikatin idrakiyle kemale eren bir süreçtir.

— Ramazan, Kur’ân ayı ve vahyin yeniden idrak edilmesidir

Kur’ân, Ramazan’ı şöyle tanımlar: شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ “Ramazan ayı ki, insanlara yol gösterici olarak Kur’ân onda indirilmiştir.” (Bakara, 2/185).

Ramazan’ı diğer aylardan ayıran asıl özellik, vahyin bu ayda nâzil olmasıdır. Bu sebeple sûfîler Ramazan’ı “kalbe vahyin yeniden inişi” olarak yorumlamışlardır. İmam Gazzâlî, İhyâu ulumi’ddȋn adlı eserinde orucun üç derecesinden söz eder: Avâmın orucu mideyi tutmak, havâssın orucu azaları günahlardan korumak ve havâssü’l-havâssın orucu kalbi Allah’tan gayrısından arındırmak. Bu tasnif, Ramazan’ın sadece biyolojik bir açlık değil; ontolojik bir arınma olduğunu gösterir.

— Oruç, nefsin kırılması ve kalbin dirilişidir

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur: الصِّيَامُ جُنَّةٌ “Oruç bir kalkandır.” (Buhârî; Müslim). Bu “kalkan”, yalnızca dünyevî kötülüklere karşı değil; insanın kendi nefsine karşı da bir muhafazadır. Tasavvuf geleneğinde nefis, insanın en büyük imtihan alanıdır. Oruç, nefsin arzularını sınırlandırarak kalbin önünü açar. Çünkü kalp, aşırı tüketimle değil; bilinçli mahrumiyetle incelir. Mevlânâ, orucu “canın gıdası” olarak görür ve açlığın, insanı latifleştirdiğini söyler. Açlık, tasavvufta “riyâzet”in en temel unsurlarındandır. Zira mide doydukça kalp ağırlaşır; mide hafifledikçe kalp parlar. Bu hakikata Resûlullah (s.a.s.) şu hadisle işaret eder: “Âdemoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır…” (Tirmizî).

— Ramazan, ihsan bilinci ve riyadan arınmadır

Tasavvufun merkez kavramlarından biri olan “ihsan”, “Allah’ı görüyormuşçasına kulluk etmek”tir (Müslim). Ramazan, bu bilinci yoğunlaştıran bir zaman dilimidir. Zira oruç, gizli bir ibadettir. Nitekim kudsî hadiste şöyle buyrulur: الصِّيَامُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ “Oruç Benim içindir; onun mükâfatını Ben veririm.” (Buhârî). Bu ifade, aynı zamanda orucun riyadan en uzak ibadet oluşuna işaret eder. Oruç, kul ile Allah arasında sırdır. Sûfîler bu sırrı “mahrem ibadet” olarak adlandırmışlardır. Bilinçli kul, Allah’ı görüyormuşçasına oruç tutar.

— Ramazan Mülkün Allah’a ait olduğunun şuuruna varıp başkalarını düşünmektir

Ramazan, sadece bireysel arınma değil; toplumsal merhamet mevsimidir. Açlık, insanı yoksulun hâline yaklaştırır; zekât ve fitre, malın arınmasını sağlar. Bu yönüyle Ramazan, şeriatın adaletini ve tasavvufun merhametini bir arada taşır.

— Ramazan zamanın idrakinde olmaktır

Zaman açısından da ramazan önemli gün ve geceler barındırır. Bunların başında Kadir gecesi gelir. Kadir gecesi, zamanda sonsuzluğun ifadesidir. Ramazan’ın zirvesi olan Kadir Gecesi, Kur’ân’da şöyle tasvir edilir: لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadir, 97/3). Bu ayet, Ramazan’ın zaman algısını dönüştürdüğünü gösterir. Tasavvufî yorumda Kadir, “kalbin Allah’la buluştuğu an”dır. Bin ay, niceliksel zamanı; Kadir ise niteliksel zamanı temsil eder. Bir anlık hakikat idraki, yıllara bedel olabilir.

Sonuç olarak Ramazan, bir iç yolculuktur. Ramazan, takvâ ile başlayan, ihsan ile derinleşen, marifet ile kemale eren bir yolculuktur. Oruç, aç kalmak değil; nefsin susması ve kalbin konuşmasıdır. İftar, sadece sofranın değil; kalbin de açılmasıdır. Teravih, sadece bedenin değil; ruhun da kıyâmıdır.

Ramazan bize şunu öğretir: Az yemek, az konuşmak, az uyumak, çok tefekkür etmek ve çok merhamet etmek…

Çünkü Ramazan, zamanı ebediyete bağlayan bir rahmet köprüsüdür. Bu köprüden geçenler, yalnızca aç kalmaz; arınır, incelir ve Rabbine yaklaşır

Hayırlı ramazanlar.