Ramazan ayı Müslümanlar için çok değerli ve maneviyat içeren bir ay olmasının yanında kişisel yaşantıları farklılaştırmayı da gerektiren bir süreçtir. Kısacası sadece takvimde yer değiştiren bir ay değildir; insanın alışkanlıklarını değiştiren bir zaman dilimidir. Günlük yaşamın otomatikleşmiş akışı kırılır, yemek yeme saatleri değişir, uyku bölünür, sosyal temas farklılaşır. Bu değişimler, psikolojik açıdan sıradan bir değişim değil alışkanlıklarımıza bilinçli bir müdahaledir.

Ramazan aynı zamanda insanın yalnızca yeme içme düzenini değil, irade eğitimi ve başkalarıyla kurduğu duygusal teması yeniden şekillendiren bir zaman dilimidir. Gün içinde hissedilen açlık ve susuzluk, ilk etapta bedensel bir zorlanma gibi görünse de aslında psikolojik bir eğitim alanı oluşturur. İstek ortaya çıktığında onu hemen doyurmamak, dürtü ile davranış arasına bilinçli bir mesafe koymak anlamına gelir. Bu mesafe, iradenin kas gibi çalıştığı bir alandır. Kişi her “şimdi değil” dediğinde, haz erteleme kapasitesini güçlendirir; bu da bağımlılık döngülerinin temelini oluşturan otomatik tepki mekanizmasını zayıflatıp iradeyi güçlendirir.

Ramazan ayı rutinlerin daha net olduğu bir dönemdir. İnsan zihni ise belirsizlikten hoşlanmaz ve bazı netliklere ve rutinlere ihtiyaç duyar. Rutinler de güven hissi üretir, kaygıyı azaltır, karar yorgunluğunu düşürür. Kişinin hayatı düzene girdikçe iyilik hali artar ve daha huzurlu hisseder. Özellikle dağınıklıktan mustarip olanlar için iyi bir fırsat olarak ortaya çıkar.

Bunların yanında ramazan bazı oturmuş bağımlılıkları kökünden sarsar. Mesela bağımlılıkların büyük bölümü hazdan çok otomatiklik üzerine kuruludur: Aynı saat, aynı ortam, aynı tetikleyicidir bağımlılıklar için. Ramazan bu döngüyü bilinçli biçimde bozar. Gün içinde yemek yememe kararı, “istek geldiği anda davran” şemasını askıya alır. Bu askıya alma hâli, dürtü ile davranış arasına mesafe koymayı öğretir. En sade haliyle kişinin kendine dur diyebilmeyi öğrenmesinin çok güzel bir yoludur. Psikolojik sağlamlık tam da bunları yaparak gelişir.

Ramazan ayında herkes sigara ya da alkolü bırakmayı denemiştir. Ramazanın bu noktada bir fırsat olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bağımlılık yalnızca maddeyle sınırlı değildir; nikotin, kafein, sosyal medya, ekran, hatta aşırı yeme davranışı da benzer beyinsel ve psikolojik döngülerle işler. Ramazan süreci bu alışkanlıklara farklı açılardan müdahale eder. Bunlara şu örnekleri verebiliriz:

· Dürtü erteleme becerisi kazandırır. Oruç, “şimdi değil” demeyi pratik hâline getirir. Bağımlılığın temel kırılma noktası da budur. İstek gelir; kişi onu hemen doyurmaz. Bu tekrarlandıkça beyin yeni bir öğrenme kaydeder: İstek geçicidir. Geçici bağımlılık ataklarına karşı daha güçlü dur diyebilir insan bu şekilde.

· Tetikleyicilerin yeniden yapılanmasını sağlar. Günlük saatler değiştiğinde alışkanlık zinciri de zayıflar. Örneğin sigara çoğu zaman yemek sonrası otomatikleşir. Oruçta bu eşleşme ortadan kalkar. Bu, davranışçı açıdan önemli bir “eşleşme çözülmesi”dir. Bunu kırmış olur bireyler Ramazanla.

· Anlam odaklı motivasyon gelişir. Bağımlılık haz odaklıdır; Ramazan ise anlam odaklıdır. Anlam, kısa süreli hazdan daha güçlü bir motivasyon kaynağıdır. Kişi yalnızca kendisi için değil, inancı ve değeri için bir şey yapıyorsa irade direnci artar. Anlamlı bir şekilde gelişmenin önü açıldığı için önleyici olur.

Bu süreç aynı zamanda empatiyi derinleştirir. Açlık, yoksulluğa dair soyut bir bilgiyi somut bir hisse dönüştürür. İnsan, gün içinde hissettiği eksiklik sayesinde başkasının yoksunluğunu daha gerçek bir yerden kavrar. Bu süreçte yoksunluk çekenleri derinden kavrar. Empati burada yalnızca zihinsel bir anlama hâli değildir; bedensel bir farkındalıkla beslenir. Kendi ihtiyacını bilinçli biçimde erteleyen kişi, başkasının ihtiyacına karşı daha duyarlı hâle gelir. Ben-merkezli istek döngüsü zayıfladıkça duygusal alan genişler; anlayış ve paylaşma eğilimi artar. Bunlar da ruh sağlığının en büyük destekleyicileri olarak karşımıza çıkar. Sağlıklı bireyler empati kapasitesini geliştirmiş insanlardır desek yanılmış olmayız.

İrade eğitimi ile empati arasındaki ilişki düşündüğümüzden daha güçlüdür. Kendi dürtüsünü yönetebilen birey, başkasının duygusuna da daha sakin ve açık bir zihinle yaklaşabilir. Sürekli haz arayışı içinde olan bir zihin, çoğu zaman başkasını duymakta zorlanır. Oysa bilinçli yoksunluk pratiği, zihni yavaşlatır ve duyarlılığı artırır. Bu yavaşlama, ruh hâlinde bir yumuşama ve içsel düzen hissi oluşturabilir. Yavaşlayan ve empati yapan insanın hayatı algılayışı da baştan değişir. Empatiyi arttıran bu ramazan süreci irade eğitimini de bu yolla destekleyerek irade yönünden güçlü bir toplum oluşturmak için büyük bir fırsat oluşturur.

Elbette orucun ilk günlerde huzursuzluk, baş ağrısı ya da sinirlilik görülebilir; çünkü beden ve zihin alıştığı düzenin dışına çıkar. Ancak birkaç gün sonra ortaya çıkan denge hâli, kişinin kendi sınırlarını tanımasını sağlar. Yeni rutinler gelişmeye başlar. “Yapmadan da durabiliyorum” farkındalığı, özgüven üretir. Bu özgüven yalnızca yeme içmeye değil, diğer alışkanlıklara ve bağımlılıklara karşı da genellenebilir.

Sonuçta Ramazan, geçici bir açlık deneyiminden öte; iradenin eğitildiği, empati kapasitesinin genişlediği ve alışkanlıkların sorgulandığı bir içsel yeniden yapılanma sürecidir. Bu süreç bilinçli şekilde sürdürülebilirse, yalnızca bir aya ait kalmaz; kişinin davranış repertuarına kalıcı bir özdenetim ve duyarlılık boyutu ekleyebilir. Yıl boyuna yayılan bir iyilik hali oluşturarak sağlıklı ruh hali için gerekenleri sağlar. İnanmanın verdiği manevi güvenle irademizi güçlendirdiğimiz bu günlerde daha çok kendimiz oluruz ve güçlü ruh sağlığı için emin adımlar atarız.