.

Son günlerde birçok arkadaşım ve meslektaşım önümü kesip çocukları için çaresiz halde destek istiyorlar. Gözlerinde bir çözüm bulmaya yönelik bir umut ışığı.. Destek istedikleri konu ise çocuklarının yüksek dikkat eksikliği, yoğun telefon kullanımı, istediği verilmediğinde şiddete eğilim, erken yaşta bağımlılıklar gibi birçok konu oluyor. Toplumda bu konulara yönelik büyük ihtiyaç ve bilgi eksikliği mevcut olsa da destek kaynaklar yeterli düzeyde değil. Psikolojik olarak bağışıklığı düşük ve psikolojik sağlamlığı zayıf bir gençlik meydana gelirken ebeveynler bu durumu çaresizce izlemektedir. Psikolojik olarak güçlü çocuk yetiştirmek mümkün müdür? Gelin yollarına beraber bakalım.

Bir çocuğun güçlü olması, hiç zorlanmaması demek değildir. Psikolojik olarak sağlam çocuk; zorlandığında dağılıp kaybolmayan, dikkatini yeniden toparlayabilen ve düştüğünde ayağa kalkabilen çocuktur. Bugün Van’daki çocuklara ve gençlere baktığımızda, bu sağlamlığın ve dikkatin önünde duran iki temel mesele dikkat çekiyor: ekranlara sıkışmış bir çocukluk ve hareketsiz bir yaşam.

Van’da pek çok genç, günün büyük bölümünü telefon ve tablet başında geçiriyor. Sürekli değişen görüntüler, kısa videolar ve bitmeyen uyarılar; çocukların zihnini yoruyor. Bu durum yalnızca dikkat dağınıklığına değil, aynı zamanda sabırsızlık, çabuk sıkılma, öfke ve içe çekilme gibi psikolojik sorunlara da zemin hazırlıyor. Bugün “dikkat sorunu” diye adlandırdığımız pek çok durum, aslında çağın çocuklara dayattığı yaşam biçiminin bir sonucu.

Dikkat, sakinlik ve güvenli bir ortamda gelişir. Sürekli acele ettirilen, eleştirilen ya da kıyaslanan çocukların zihni öğrenmeye değil, kendini korumaya odaklanır. Böyle bir zihin ne uzun süre odaklanabilir ne de psikolojik olarak dayanıklı olabilir.

Oysa Van, çocukların hem bedenlerini hem zihinlerini güçlendirecek büyük bir potansiyele sahip. Açık alanlar, doğa, spor sahaları ve okul bahçeleri… Araştırmalar gösteriyor ki düzenli spor yapan çocuklar, stresle daha iyi baş ediyor, özgüvenleri yükseliyor ve dikkat süreleri uzuyor. Hareket eden beden, zihni de sakinleştiriyor. Gün içinde enerjisini sporla boşaltan çocuk, dersin başına oturduğunda daha kolay odaklanabiliyor.

Sporun bir diğer güçlü etkisi de psikolojik sağlamlık üzerinedir. Spor yapan çocuk; kaybetmeyi, yeniden denemeyi, sabretmeyi ve kurallara uymayı yaşayarak öğrenir. Takım sporları ise aidiyet duygusunu güçlendirir, yalnızlık hissini azaltır. Bu yönüyle spor, Van’daki gençler için yalnızca fiziksel bir faaliyet değil; dikkati ve ruhsal dayanıklılığı besleyen koruyucu bir kaynaktır.

Elbette teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak mümkün değil. Ancak kontrolsüz ekran kullanımı, çocukların hem dikkatini hem de duygusal dayanıklılığını zayıflatıyor. Sürekli uyarılan bir zihin, sıkıntıya tahammül edemez hâle geliyor. Oysa psikolojik olarak sağlam çocuklar, sıkıldıklarında da kendileriyle kalabilen çocuklardır. Bu beceri ekranla değil; oyunla, sporla ve gerçek ilişkilerle gelişir.

Bunların yanında çocukla kurulan iletişimin açık ve güven verici olması gerekir. Çocuk, duygu ve düşüncelerini ifade ettiğinde azarlanmayacağını, küçümsenmeyeceğini ya da hemen yargılanmayacağını bilmelidir. Açık iletişim, çocuğun zihinsel yükünü azaltır. Anlatamadığı duygularla meşgul olan bir zihin, dersine ya da sorumluluğuna odaklanamaz.

Diğer önemli bir mesele de olan sınır koymak ise çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sınır koymak, çocuğu kısıtlamak değil; ona güvenli bir çerçeve sunmaktır. Ekran süresi, uyku saatleri, ders zamanı ve sorumluluklar konusunda net ve tutarlı sınırlar; çocuğun zihnini rahatlatır. Sınırları belirsiz çocuklar sürekli neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışır ve bu durum dikkati dağıtır.

Son olarak ise destekleyici olmak, çocuğun her davranışını onaylamak anlamına gelmez. Destekleyici ebeveyn; çocuğun çabasını görür, hata yaptığında onu yalnız bırakmaz ama sorumluluğunu da elinden almaz. Bu tutum, çocuğa “yapabilirim” duygusunu kazandırır. İşte bu duygu, psikolojik sağlamlığın ve dikkat becerisinin temelidir.

Anne-babalara kısa ama etkili öneriler

  • Ekran süresi için net ve tutarlı sınırlar koyun
  • Çocuğun günlük hayatına mutlaka hareket ve spor ekleyin
  • Ders çalışma alanını sadeleştirin, çoklu uyaranları kaldırın
  • Uzun çalışma süreleri yerine kısa ve odaklı zamanlar planlayın
  • Uyku saatlerini düzenleyin, gece ekran kullanımını sınırlayın
  • Çocuğun duygularını küçümsemeyin; anlamaya çalışın
  • En önemlisi, model olun: Çocuklar söyleneni değil, gördüğünü yapar

Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
Çocuklarımızdan güçlü ve dikkatli olmalarını mı bekliyoruz, yoksa bunu mümkün kılacak bir yaşam alanı mı sunuyoruz?