Ramazan ayının manevi iklimine girildiğini ifade eden İdiz, toplumda farklı duyguların yaşandığını söyledi. Kimi insanların orucun zorluğunu düşünerek endişeye kapıldığını, kimilerinin ise ibadeti hakkıyla yerine getirme gayreti taşıdığını dile getiren İdiz, “İşin şuurunda olanlar için Ramazan, heyecan ve sevinç mevsimidir” ifadelerini kullandı.
“Ramazan takvimsel değil, kalbî bir zaman dilimidir”
Ramazan’ın sadece takvimde yer alan bir ay olmadığını vurgulayan İdiz, şu değerlendirmede bulundu:
“Ramazan, vahyin insanın iç dünyasına yeniden temas ettiği ilahi bir terbiyedir. Kur’an-ı Kerim’de ‘Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı; umulur ki takvaya erersiniz’ (Bakara, 2/183) buyurulmaktadır. Bu ayet, orucun zahiri yönünü ortaya koyarken batıni yönüne de işaret eder. Takva sadece haramlardan sakınmak değil, kalbin Allah’tan başka her şeyden arınmasıdır.”
Tasavvuf geleneğinde Ramazan’ın, şeriatın emriyle başlayıp tarikatın terbiyesiyle derinleşen ve hakikatin idrakiyle kemale eren bir süreç olarak değerlendirildiğini belirten İdiz, bu yönüyle Ramazan’ın insanı içsel bir yolculuğa davet ettiğini söyledi.
“Ramazan, Kur’an ayıdır”
Ramazan’ı diğer aylardan ayıran en temel özelliğin vahyin bu ayda nazil olması olduğuna dikkat çeken İdiz, Kur’an-ı Kerim’de “Ramazan ayı ki, insanlara yol gösterici olarak Kur’an onda indirilmiştir” (Bakara, 2/185) ayetinin yer aldığını hatırlattı.
Sufilerin Ramazan’ı “kalbe vahyin yeniden inişi” olarak yorumladığını aktaran İdiz, İmam Gazali’nin İhyau Ulumiddin adlı eserinde orucu üç dereceye ayırdığını belirtti. “Avamın orucu mideyi tutmak, havasın orucu azaları günahlardan korumak, havasü’l-havasın orucu ise kalbi Allah’tan gayrısından arındırmaktır. Bu tasnif, Ramazan’ın sadece biyolojik bir açlık değil, ontolojik bir arınma olduğunu gösterir” dedi.
“Oruç nefse karşı bir kalkandır”
Hz. Peygamber’in “Oruç bir kalkandır” hadis-i şerifini hatırlatan İdiz, bu kalkının yalnızca dış kötülüklere karşı değil, insanın kendi nefsine karşı da bir muhafaza olduğunu ifade etti.
“Oruç, nefsin arzularını sınırlandırarak kalbin önünü açar. Tasavvufta açlık, riyazetin temel unsurlarındandır. Mide doydukça kalp ağırlaşır; mide hafifledikçe kalp parlar. Bu nedenle oruç, kalbin dirilişidir” diye konuştu.
“Ramazan ihsan bilincini güçlendirir”
Ramazan’ın ihsan şuurunu yoğunlaştıran bir zaman dilimi olduğunu kaydeden İdiz, orucun gizli bir ibadet oluşuna dikkat çekti. Kudsî hadiste geçen “Oruç Benim içindir; onun mükafatını Ben veririm” ifadesini hatırlatan İdiz, “Oruç, kul ile Allah arasında bir sırdır. Bu yönüyle riyadan en uzak ibadetlerden biridir” dedi.
“Ramazan toplumsal merhamet mevsimidir”
Ramazan’ın yalnızca bireysel arınma değil, toplumsal dayanışma ayı olduğunu belirten İdiz, açlığın insanı yoksulun haline yaklaştırdığını, zekat ve fitrenin ise malın arınmasına vesile olduğunu ifade etti.
“Kadir Gecesi ise zamanda sonsuzluğun ifadesidir. ‘Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır’ (Kadir, 97/3) ayeti, Ramazan’ın zaman algısını dönüştürdüğünü gösterir. Tasavvufi yorumda Kadir, kalbin Allah’la buluştuğu andır” dedi.
“Ramazan bir iç yolculuktur”
Açıklamasının sonunda Ramazan’ın bir iç yolculuk olduğunu vurgulayan İdiz, şunları kaydetti:
“Ramazan, takva ile başlayan, ihsan ile derinleşen ve marifet ile kemale eren bir yolculuktur. Oruç, aç kalmak değil; nefsin susması ve kalbin konuşmasıdır. İftar sadece sofranın değil, kalbin de açılmasıdır. Teravih sadece bedenin değil, ruhun da kıyamıdır. Ramazan bize az yemeyi, az konuşmayı, az uyumayı; çok tefekkür etmeyi ve çok merhamet etmeyi öğretir. Çünkü Ramazan, zamanı ebediyete bağlayan bir rahmet köprüsüdür.”




