Serginin temel fikrinin 1997 yılında bir öğrencisinin hediye ettiği rögar kapağı fotoğrafıyla ortaya çıktığını anlatan Tönel, o günden sonra farklı ülkelerde karşılaştığı kapakları sistemli biçimde fotoğraflamaya başladığını ve yıllar içinde geniş bir arşiv oluşturduğunu belirtiyor.
Çalışmalar daha önce İstanbul Nişantaşı’ndaki eGale, TBMM Beylerbeyi Sarayı, İFSAK ve Bursa’daki Fotoğraf Günleri gibi çeşitli platformlarda sergilenmişti. Akdamar Adası’ndaki son sergide ise koleksiyona yeni ülkelerden eklenen kareler de yer alıyor.
Sanatçıya göre rögar kapakları, farklı şehirlerde farklı tasarımlara sahip olsa da aslında “altında akan hayatın eşitliğini” simgeliyor. Üzerlerindeki semboller, yazılar ve işaretlerin ise bulundukları şehrin kimliğini yansıtan küçük izler olduğunu söylüyor.
Yurt dışı örneklerine de değinen Tönel, bazı şehirlerde rögar kapaklarının sosyal statü ve tasarım unsuru olarak değerlendirildiğini, Prag’da farklı bölgelerdeki kapakların bile estetik açıdan ayrışabildiğini aktarıyor. Kıbrıs’ta yaptığı çekimlerde ise iki taraf arasında semboller ve yazılar açısından belirgin farklılıklar olduğunu, buna rağmen altyapının ortak bir sistemle çalıştığını vurguluyor.
Tarihsel süreçte rögar kapaklarının yalnızca altyapı değil, bazı dönemlerde savunma amaçlı kullanımlara da sahne olduğunu belirten Tönel, Fransız Devrimi sırasında sokak çatışmalarında barikat unsuru olarak değerlendirildiklerini hatırlatıyor.
Sanatsal yönü de güçlü olan bu objelerin özellikle Avrupa şehirlerinde özgün tasarımlarla kentsel kimliğe katkı sunduğunu ifade eden Tönel, Türkiye’de ise daha çok standart üretimlerin yaygın olduğunu dile getiriyor. Ayrıca artan metal değerleri nedeniyle yaşanan hırsızlıkların da bu nesnelerin hem ekonomik hem kültürel değerini etkilediğini belirtiyor.
Tönel’e göre rögar kapakları, hem geçmişin izlerini taşıyan hem de modern şehir yaşamının içinde çoğu zaman fark edilmeyen güçlü semboller. Ona göre bu kapaklar, farklı dünyaları birbirine bağlayan sessiz ama anlamlı geçitler niteliği taşıyor.