Men, yaptığı açıklamada, son olarak Şanlıurfa’da yaşanan ve can kaybıyla sonuçlanan olayın, eğitim kurumlarının güvenliği konusundaki eksiklikleri bir kez daha gözler önüne serdiğini ifade etti. Okullarda güvenlik önlemlerinin yetersiz olmasının ciddi riskler doğurduğunu vurgulayan Men, “Eğitimin sağlıklı şekilde sürdürülebilmesi için öncelikle güvenli ortamların oluşturulması gerekir. Bu sorumluluk yalnızca öğretmenin omuzlarına yüklenemez.” dedi.
“Şiddet, çoğu zaman duygusal yetersizliklerin dışa vurumu”
Öğretmene yönelik şiddetin temelinde çoğu zaman bireylerin duygu düzenleme becerilerindeki eksikliklerin yer aldığını kaydeden Men, öfke kontrolü sorunları, dürtüsellik ve davranış problemlerinin sağlıklı tepkiler verilmesini engellediğini dile getirdi. Özellikle ergenlik döneminde otoriteye karşı gelişen eğilimin doğru yönlendirilmemesi halinde saldırganlığa dönüşebileceğine dikkat çeken Men, şiddetin çoğu zaman aile, sosyal çevre ve medya aracılığıyla öğrenildiğini ifade etti.
Akademik başarısızlık, değersizlik duygusu ve sürekli eleştirilmenin de şiddeti tetikleyen unsurlar arasında yer aldığını belirten Men, “Bu tür durumlarda şiddet, bireyin içsel sorunlarıyla baş edememesinin bir yansımasıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Toplumsal değişim öğretmenlik mesleğini etkiledi”
Toplumsal yapıdaki değişimlerin de öğretmene yönelik şiddeti etkilediğini vurgulayan Men, geçmişte yüksek saygınlığa sahip olan öğretmenlik mesleğinin zamanla itibar kaybına uğradığını belirtti. Öğretmen otoritesinin zayıflamasının sınır ihlallerini kolaylaştırdığını ifade eden Men, öğretmenlik mesleğinin korunması ve desteklenmesi gerektiğini kaydetti.
Medya ve dijital platformlarda şiddetin sıkça yer almasının da duyarsızlaşmaya yol açtığını belirten Men, “Şiddetin sürekli görünür olması, zamanla normalleşmesine neden oluyor. Bu nedenle çözüm odaklı yaklaşımların artırılması gerekiyor.” dedi.
Ailelere önemli görev düşüyor
Şiddetin önlenmesinde ailenin rolüne dikkat çeken Men, çocuklara evde verilen mesajların öğretmen algısını doğrudan etkilediğini belirtti. Aşırı koruyucu ya da ilgisiz ebeveyn tutumlarının çocukların sağlıklı otorite algısı geliştirmesini zorlaştırdığını ifade eden Men, sınav odaklı eğitim sisteminin oluşturduğu baskının da öğretmene yönelen öfkeyi artırabildiğini söyledi.
“Şiddet, öğretmen ve öğrenciler üzerinde yıkıcı etki bırakıyor”
Öğretmene yönelik şiddetin eğitim ortamında ciddi tahribat oluşturduğunu belirten Men, bu durumun öğretmenlerde stres, kaygı ve güvensizlik duygularını artırdığını, uzun vadede tükenmişlik sendromuna yol açabileceğini ifade etti. Şiddetin öğrenciler üzerindeki etkilerine de değinen Men, güven duygusunun zedelenmesinin öğrenme sürecini olumsuz etkilediğini kaydetti.
“Güvenli okul iklimi şart”
Güvenli okul kavramının önemine işaret eden Men, bu ortamın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik güvenliği de kapsadığını vurguladı. Açık iletişim, karşılıklı saygı, adil disiplin anlayışı ve güçlü rehberlik hizmetlerinin bu sürecin temel unsurları olduğunu ifade eden Men, psikolojik danışma ve rehberlik çalışmalarının yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti.
Men, “Öğretmene yönelik şiddet ancak bütüncül bir yaklaşımla önlenebilir. Güvenli okul ikliminin oluşturulması, öğretmenin yeniden güçlü bir rol model olarak konumlandırılması ve öğrencilerin ruhsal gelişimlerinin desteklenmesi büyük önem taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.





