Açıklamada, kırmızı etin yüksek biyoyararlanıma sahip protein, demir, çinko ve B12 vitamini açısından önemli bir kaynak olduğu ifade edilirken; özellikle çocuklar, yaşlılar ve demir eksikliği riski taşıyan bireyler için dengeli tüketimin beslenmeye katkı sağlayabileceği kaydedildi. Bu nedenle kırmızı etin tamamen diyetten çıkarılmasını destekleyen güçlü bilimsel kanıtların bulunmadığı belirtildi.
Ancak işlenmiş kırmızı et ürünlerinin (sucuk, salam, sosis gibi) düzenli ve yüksek miktarda tüketiminin, kardiyovasküler hastalıklar, tip 2 diyabet, kolorektal kanser ve erken ölüm riskinde artışla ilişkilendirildiği de hatırlatıldı. İşlenmemiş kırmızı ette ise bu ilişkinin daha zayıf olmakla birlikte, aşırı tüketimin önerilmediği ifade edildi.
Sarıkaya’nın değerlendirmesinde dikkat çekilen bir diğer önemli nokta ise “yer değiştirme etkisi” oldu. Buna göre kırmızı etin yerine rafine karbonhidratlar veya ultra işlenmiş gıdaların konulmasının belirgin bir sağlık faydası sağlamadığı; buna karşılık baklagiller, soya ürünleri ve kuruyemiş gibi bitkisel proteinlerin tercih edilmesinin LDL kolesterolde düşüş, inflamasyonda azalma ve kardiyovasküler riskte gerileme ile ilişkili olduğu vurgulandı.
Açıklamada ayrıca Akdeniz ve DASH tipi beslenme modellerine atıf yapılarak, sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller ve sağlıklı yağlardan zengin diyetlerin uzun vadeli sağlık sonuçlarında en güçlü koruyucu etkiye sahip olduğu ifade edildi.
Sonuç olarak Sarıkaya, kırmızı etin tamamen yasaklanması yerine porsiyon kontrolü yapılması, işlenmiş etlerin sınırlandırılması ve bitkisel protein kaynaklarına daha fazla yer verilmesinin bilimsel verilerle daha uyumlu bir yaklaşım olduğunu belirtti.




