Batılı kurumların "kadın hakları" söylemi; söz konusu Müslüman coğrafyalar ve mazlum kadınlar olduğunda derin bir sessizliğe ve ikiyüzlü bir tutuma bürünüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan İmzaladı: Atama Kararları Resmi Gazete'de
Cumhurbaşkanı Erdoğan İmzaladı: Atama Kararları Resmi Gazete'de
İçeriği Görüntüle

8 Mart Neden Dünya Kadınlar Günü İlan Edildi?

8 Mart’ın tarihsel kökeni, sanayi devrimi sonrası işçi sınıfının hak arayışlarına dayanmaktadır. 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında çalışan 40 bin işçi, daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve fabrikaya kilitlenen işçilerin çıkan yangında can vermesi (çoğu kadın 129 işçi), bu tarihi bir trajediye dönüştürdü.

1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda, Clara Zetkin’in önerisiyle bu günün "Kadınlar Günü" olarak anılması kabul edildi. Birleşmiş Milletler ise ancak 1977 yılında 8 Mart’ı "Dünya Kadınlar Günü" olarak resmen tanıdı.

Batı’nın "Kadın Hakları" Savunuculuğunda Sınıfta Kaldığı Nokta: İkiyüzlülük

Batı merkezli kadın hakları savunucuları, kendi sınırları içerisindeki bireysel özgürlükleri kutsallaştırırken, küresel ölçekte yaşanan kadın katliamlarına ve hak ihlallerine karşı seçici bir körlük yaşıyor. Özellikle İslam dünyasındaki mazlum kadınlar söz konusu olduğunda, bu "savunuculuk" maskesi yerini stratejik bir sessizliğe bırakıyor.

Gazze’den Doğu Türkistan’a: Sessiz Kalan "Feminist" Hareketler

Bugün Filistin’de, Gazze’de binlerce kadın modern silahlarla katledilirken; çocuklarını enkaz altından çıkaran annelerin feryadı Batılı kadın hakları örgütleri tarafından duyulmazdan geliniyor. "Kadın bedeninin dokunulmazlığı" üzerine nutuk atanlar, Müslüman kadınların bombalar altında can vermesini "savaşın doğal bir sonucu" olarak görme eğiliminde.

Modern Dünyanın En Büyük Kadın Katliamcıları

Tarihsel perspektiften bakıldığında, sömürgecilik döneminden bu yana Afrika ve Ortadoğu’da kadınları köleleştiren, sistemli şiddete maruz bırakan ve mülteci konumuna düşüren güçlerin başında yine "demokrasi ve hak" dersi veren Batılı devletler gelmektedir.

Mülteci Kadınlar: Ege Denizi'nde botları batırılan, sınır kapılarında şiddet gören kadınlar için hiçbir Batılı "kadın hakları" platformu etkili bir yaptırım çağrısında bulunmamaktadır.

İslamofobi ve Ayrımcılık: Avrupa’nın merkezinde başörtüsü nedeniyle eğitim ve çalışma hakkı elinden alınan Müslüman kadınlar, bizzat "özgürlükçü" yasalarla mağdur edilmektedir.

Mazlum Kadınlar ve Çifte Standart

Batı, kadın haklarını evrensel bir değerden ziyade bir jeopolitik aparat olarak kullanmaktadır. Kendi çıkarlarına uygun gördüğü bölgelerde "kadın özgürlüğü" adına müdahaleleri meşrulaştırırken; Suriye’de, Yemen’de veya Arakan’da sistematik zulme uğrayan kadınlar için "insani yardım" sınırlarını bile zorlamamaktadır.

Söz konusu Müslüman kadın olduğunda; Batılı STK'ların önceliği kadının "yaşam hakkı" değil, onun kültürel ve dini değerlerinden koparılması üzerine kurulmaktadır. Bu durum, 8 Mart’ın samimiyetinin en büyük sorgulama noktasıdır.

Kaynak: HABER MERKEZİ