Vesîle Şirk midir?

Son yıllarda dinî meselelerde en sık karşılaştığımız sorulardan biri vesile meselesidir. “Vesîle caiz midir, yoksa şirk midir?” Bu soru, çoğu zaman ilmî bir arayıştan ziyade, sloganlaşmış hükümlerle gündeme gelmekte ve bilen bilmeyen herkes konuyla ilgili hüküm beyan etmektedir. Oysa mesele, Kur’ân, Sünnet ve İslâm düşünce geleneği birlikte ele alınmadan anlaşılabilecek bir konu değildir.

O zama önce Kur’ân’a bakmak gerekir, Kur’ân bu konuya dair ne der:

Bu konuda Kur’ân-ı Kerîm, müminlere açık bir çağrıda bulunur:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُٓوا اِلَيْهِ الْوَس۪يلَةَ

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve O’na (yaklaşmak için) vesîle arayın.”
(Mâide, 5/35)

Bu ayette geçen vesîle kelimesi, müfessirlerin ittifakıyla Allah’a yaklaştıran her meşru yol anlamındadır. İman, salih amel, dua, tevbe, sadaka, Allah’ın sevdiği kullar…

Bu vesile; bazen bir arkadaş, bazen camide dinlenen bir vaaz, derste öğretmenin harcadığı bir cümle olabilir. Hepsi bu çerçevenin içindedir. Ayet, Allah ile kul arasına bir engel veya aracı koymayı değil; bilakis kulun aczini kabul ederek Allah’a yönelmesine vesile olacak yollara başvurmasını ister. Bu vesile bazen bir bez parçası dahi olabilir. Bunun uygulamalı örneğini Yüce Allah, Yusuf (a.s.)’ın diliyle şöyle anlatır:

اِذْهَبُوا بِقَم۪يص۪ي هٰذَا فَاَلْقُوهُ عَلٰى وَجْهِ اَب۪ي يَأْتِ بَص۪يرًاۚ “Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün, gözleri görmeğe başlar.” Gözleri ama olan Yakup (a.s.)’ın durumunu öğrenen Yusuf (a.s.), Hz. İbrahim’den kendisine ulaşmış olan gömleğini kardeşlerine vererek şifaya vesile olacağını söyler. Devam eden âyetlerde biz Yakup (a.s.)’ın bu sayede gözlerinin şifa bulduğunu görüyoruz.

Burada önemli olan şifayı gömlekte değil, gömleği dahi şifaya vesile kılan Allah’ın kudretini görebilmektir. Gömleği ilahlaştırmak değil, sadece bir vesile olduğunu bilmektir.

Peygamberî Uygulama

Vesîle meselesi sadece teorik değil, bizzat Hz. Peygamber’in (s.a.v.) uygulamalarıyla da sabittir. Meşhur âmâ sahâbe hadisini hatırlayalım:

Gözü görmeyen bir kişi Peygamber Efendimiz’e gelerek:

"Yâ Resulellah! Beni iyileştirmesi için Allah’a duâ buyur." dedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ona "Abdest almasını, iki rekât namaz kılmasını sonra da şu duâyla duâ etmesini" emretti.

"Allah’ım! Peygamber’in rahmet peygamberi Muhammed ile sana yönelerek yalvarıyorum. Gözümün açılması için yâ Muhammed senin ile Rabb’ime yönelmiş bulunuyorum.

Allah’ım! Onu bana şefaâtçi kıl."

Ve devamla:

"Bir ihtiyacın olduğunda hep aynısını yap." buyurdu.

O kimse bu duâ ile duâ edip kalktığı zaman görmeye başladı. (Tirmizî).

Bu hadiste dikkat çeken nokta şudur: Dua doğrudan Allah’a yapılmakta, ancak Peygamber vesîle kılınmaktadır. Sahâbe bunu şirk olarak değil, edep ve iman olarak anlamıştır.

Alimlerimiz de böyle anlamıştır:

İmam Gazâlî şöyle der:

“Sebeplere sarılmak, sebepleri yaratana imanı inkâr değildir.”

Abdülkâdir Geylânî ise daha açık konuşur:

“Biz kapı değiliz; kapının önündeki eşiğiz. Veren yalnız O’dur.”

Mevlânâ’nın diliyle söylersek:

“Testi kırılır, su kalır. Gölge kaybolur, güneş bâkîdir.”

Sûfîler için vesîle, kulun haddini bilmesidir. Kendisini merkeze koymak değil, merkezden çekilmektir.

Şirk Nerede Başlar?

Şirk; Allah’a ait olan rubûbiyet, ulûhiyet veya tasarruf yetkisini bir başkasına vermektir.
Yani bir kuldan Allah gibi istemek, onu bağımsız güç sahibi görmek şirktir.

Ancak; “Ya Rabbi, bu kulunun hürmetine…”

“Ya Rabbi, sevdiğin kulların yüzü suyu hürmetine…” demek, isteği Allah’tan istemeye devam ettiği sürece şirk değildir. Burada güç kaynağı değişmemektedir; sadece dua dili edep üzere kurulmaktadır.

Asıl Tehlike Nerede?

Bugün asıl tehlike, vesîleye iman edenler değil; kendi anlayışını mutlaklaştırıp ümmeti tekfir etmeye varan zihniyettir. Tehlike, ilaca sarılanı tekfir edip, ilacı şifaya vesile kılan kudreti görmemektir. Tehlike, öğretmeni anlamaya, mürşidi eğitime, mektebi öğrenmeye, doktoru iyileşmeye, Allah dostunu Allah’ı hatırlamaya vesile kılanın (Allah’ın) sünnetini (sünetullahı), anlamayan ve bunları Allah’la kul arasında aracı ve engel gören kör zihniyettir.

Bulut var yağmur yağacak demek, bulutu ilahlaştırmak değil, Allah’ın sünnetini anlamaktır. Başım ağrıyor ilaç alacağım demek ilacı aracı kılmak değil, Allah’ın şifayı o ilaçla vesile kıldığını bilmektir. Cahilim ilim öğrenmek için şu alime gideceğim demek, o alimi ilahlaştırmak değil, Allah’ın alimi öğrenmeye vesile kıldığını bilmektir. Dini vecibelerimi yerine getirmekte tembelim daha iyi yaşamak istiyorum bana yardımcı olması için Allah’ın şu veli kuluna mürid olacağım demek o zatı ilahlaştırmak değil, rehber edinmektir. Peygambere İman etmek, peygamberi kul ile Allah arasında aracı görmek değildir. Cebrailin getirdiği vahyi kanbul etmek, cebraili peygamber ile Allah arasında engel ve bunu şirk saymak doğru değil. Aksine imanın gereğidir.

Ne Kur’ân, ne Sünnet, ne de 1400 yıllık İslâm ilim ve irfan geleneği;
vesîle anlayışını şirk olarak nitelemiştir.

Kısaca Vesîle; Allah’tan başkasına tapmak değil, Allah’a ulaşırken edebi kuşanmak, sünetullaha sarılmaktır. Şirk ise; vesîleyi gaye yapmak, kulda ilahlık vehmetmektir. İkisini birbirine karıştırmak, ilim değil; cehalettir… vesselam.