<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Van Haber | Ulusal Ajans | Son Dakika Van Haber</title>
    <link>https://ulusalajans.com.tr</link>
    <description>Van Haber: Tarafsız ve Güncel Van Haber! Doğru, ilkeli ve bağımsız habercilik anlayışıyla, en son ve en güncel Van haberleri için doğru adres.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://ulusalajans.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 03 Jun 2026 09:16:31 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Pandemi Bitti Ama Etkisi Bitmedi: 3 Milyon Kişi Risk Altında]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/pandemi-bitti-ama-etkisi-bitmedi-3-milyon-kisi-risk-altinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/pandemi-bitti-ama-etkisi-bitmedi-3-milyon-kisi-risk-altinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, kovid-19 geçiren her 6 kişiden yaklaşık birinde görülen "uzun süreli kovid" tablosunun gözden kaçabildiğini belirterek, Türkiye’de yaklaşık 3 milyon kişinin bu durumdan etkilenmiş olabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süreli kovidin mevcut tahminlerin çok daha fazla insanı etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Özkaya, uzun süren halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, gün içerisinde ani duygu durum değişiklikleri ve sık hastalanma gibi şikayetlerin özellikle pandemi sonrasında arttığına dikkat çekti. Geçen hafta yayımlanan bir araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Özkaya, "COVID-19 ile enfekte olan her 6 kişiden yaklaşık biri uzun süreli COVID geliştiriyor ve bu kişilerin neredeyse yüzde 90’ı kronik sağlık sorunları yaşamaya devam ediyor. Araştırmacılar, enfeksiyon sonrasında ortaya çıkan ve önceden var olan rahatsızlıklarla açıklanamayan semptomları inceleyerek uzun süreli COVID vakalarını belirledi" dedi.</p>

<p></p>

<p><img alt="Uzman-7" class="detail-photo img-fluid" height="665" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/06/uzman-7.jpg" width="998" /></p>

<p></p>

<p>"Yaklaşık 3 milyon kişi etkilenmiş olabilir"**</p>

<p></p>

<p>Türkiye’de 17 milyondan fazla kişinin kovid 19 enfeksiyonu geçirdiğinin düşünüldüğünü belirten Prof. Dr. Özkaya, "Bu rakamlar göz önüne alındığında yaklaşık 3 milyon insanımızın uzun süreli COVID şikayetleriyle yaşamını sürdürdüğünü tahmin ediyoruz. Pandemi sona ermiş olsa da COVID-19 halen görülmeye devam ediyor ve buna bağlı uzun süreli kovid yükü de artıyor" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Çalışmada uzun süreli COVID tanısı alan hastaların yaklaşık yüzde 90’ında sürekli klinik takip ve tedavi gerektiren en az bir kronik hastalık geliştiğinin ortaya konulduğunu ifade eden Özkaya, hastalarda solunum, sindirim sistemi ve sistemik belirtilerin yaygın olarak görüldüğünü kaydetti.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Tiroid ve metabolik sorunlar dikkat çekiyor</p>

<p></p>

<p>Araştırmanın, uzun süreli COVID’in belirtilerinin bölgelere göre farklılık gösterebildiğini de ortaya koyduğunu belirten Özkaya, bazı bölgelerde tiroid hastalıklarının daha sık görülürken, bazı bölgelerde ise prediyabet ve hiperglisemi gibi metabolik bozuklukların ön plana çıktığını söyledi. Uzun süreli COVID vakalarının tanı konulmasında güçlük yaşandığını vurgulayan Özkaya, "Bu hastalar daha iyi gözetim ve kişiye özel tedaviler gerektiriyor. Ancak ’Long COVID’ için özel bir tanı kodunun bulunmaması nedeniyle birçok hasta farklı branşlara başvurmasına rağmen gözden kaçabiliyor" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Doktorlar uzun süreli kovid ihtimalini göz önünde bulundurmalı"</p>

<p></p>

<p>Kardiyologların otonom sinir sistemi bozuklukları, endokrinologların metabolik hastalıklar, nörologların açıklanamayan bilişsel sorunlar, göğüs hastalıkları uzmanlarının nefes darlığı ve derin nefes alma isteği, psikiyatristlerin duygu durum bozuklukları, aile hekimlerinin ise sık hastalanma şikayetleriyle gelen hastalarda uzun süreli kovid ihtimalini değerlendirmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Özkaya, "Bu hastalar, COVID-19 enfeksiyonu ile ilişkilendirilemeyen ancak aslında uzun süreli COVID tablosunun bir parçası olan vakalar olabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Uzun süreli kovid 19’un giderek daha önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini vurgulayan Özkaya şunları söyledi: "Bu durum daha iyi gözetim, koordineli bakım ve yeni tedavi yaklaşımlarını gerekli kılıyor. Ayrıca farklı kişilerin farklı semptomlar yaşadığı unutulmamalı, tedavi süreçleri kişiye özel planlanmalıdır."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/pandemi-bitti-ama-etkisi-bitmedi-3-milyon-kisi-risk-altinda</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 23:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/06/1030106-1225307817.jpg" type="image/jpeg" length="62440"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sınav döneminde uzmanından uyarı]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/sinav-doneminde-uzmanindan-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/sinav-doneminde-uzmanindan-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Güven Hastanesi Çayyolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Bölümü’nden Uzman Doktor Özge Çelik Büyükceran, sınav döneminde öğrenci ve ailelere uyarıda bulunarak "Az miktarda kaygı performansı artırabilir. Ancak kaygı çok yükseldiğinde dikkat dağınıklığı, unutkanlık, uykusuzluk ve motivasyon kaybı gibi sorunlar ortaya çıkabilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sınav döneminin gelmesiyle birlikte öğrenciler üzerindeki baskı giderek artıyor. Uzmanlar, sınav kaygısının doğru yönetilmediğinde performansı olumsuz etkileyebileceği konusunda uyarıyor. Güven Hastanesi, Ankara Çayyolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Bölümü’nden Uzman Doktor Özge Çelik Büyükceran, sınav kaygısının normal sınırlar içinde kaldığında faydalı olabileceğini, aşıldığında ise ciddi sorunlara yol açabileceğini vurgulayarak değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Az miktarda kaygı performansı artırabilir"</p>

<p></p>

<p>Uzman Doktor Özge Çelik Büyükceran, sınav kaygısının beynin doğal bir tepkisi olduğunu belirterek, "Az miktarda kaygı performansı artırabilir. Ancak kaygı çok yükseldiğinde dikkat dağınıklığı, unutkanlık, uykusuzluk ve motivasyon kaybı gibi sorunlar ortaya çıkabilir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Kaygının sınavı bir öğrenme deneyimi değil, kişisel değerin ölçütü olarak algılandığında zararlı bir hal aldığının altını çizen Büyükceran, bu noktada ailelerin tutumunun belirleyici rol oynadığını söyledi.</p>

<p></p>

<p><img alt="S 2-41" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/06/s-2-41.jpg" width="1068" /></p>

<p></p>

<p>Çocuğa karşı doğru ifadeler çok önemli</p>

<p></p>

<p>Ailelerin sıkça yaptığı hatalardan birinin çocuğu yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmek olduğunu dile getiren Büyükceran, "Kaç net yaptın?’ yerine ’Çalışma düzenini koruyabildin mi?’ ya da ’Elinden geleni yapabildin mi?’ gibi ifadeler çocuk üzerinde çok daha sağlıklı bir etki oluşturur" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Çocuğun ortaya koyduğu çabayı fark edip desteklemenin özgüven ve iç motivasyonu güçlendirdiğini vurgulayan uzman, baskıcı tutum yerine teşvik edici bir yaklaşımın önemini bir kez daha altını çizdi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Sınav öncesinde birkaç dakika kontrollü nefes almak da oldukça etkili olabilir"</p>

<p></p>

<p>Kaygıyla başa çıkmak için uygulanabilecek somut yöntemlere değinen Büyükceran, "Son gece yoğun çalışmak yerine planlı ve sürdürülebilir bir program oluşturmak kaygıyı ciddi ölçüde azaltır. Sınav öncesinde birkaç dakika kontrollü nefes almak da oldukça etkili olabilir" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Uyku, beslenme ve kısa molaların zihinsel performans için kritik öneme sahip olduğunu hatırlatan uzman, öğrencilerin kendilerini dinlenmekle de desteklemeleri gerektiğini sözlerine ekledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Profesyonel destek alınması faydalı olabilir"</p>

<p></p>

<p>Özge Çelik Büyükceran, aynı zamanda şu ifadelere yer verdi:</p>

<p></p>

<p>"Kaygı hali günlük işlevselliği bozuyor ve uzun süre devam ediyorsa profesyonel destek alınması faydalı olabilir. Bazen bu belirtiler yalnızca sınav baskısıyla değil, altta yatan farklı psikolojik süreçlerle de ilişkili olabilir."</p>

<p></p>

<p>Büyükceran, sınav sürecinin daha sağlıklı geçirilebilmesi için öğrencilerin kendilerine zaman tanımaları, mükemmel olmak zorunda olmadıklarını hatırlamaları ve sürece güvenmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/sinav-doneminde-uzmanindan-uyari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 23:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/06/s-1-45.jpg" type="image/jpeg" length="39547"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın görülen kulak ağrılarına dikkat!]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/yazin-gorulen-kulak-agrilarina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/yazin-gorulen-kulak-agrilarina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında deniz ve havuz kullanımının artmasıyla kulakta su kalması ve nemli ortamların etkisiyle ’yüzücü kulağı’ olarak bilinen dış kulak yolu enfeksiyonlarında artış yaşandığını belirten Prof. Dr. Cenk Evren, bu dönemde kulak sağlığına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında deniz ve havuz kullanımının artmasıyla dış kulak yolu enfeksiyonlarında da gözle görülür bir yükseliş yaşanıyor. Halk arasında ‘yüzücü kulağı’ olarak bilinen otitis eksterna, özellikle sıcak ve nemli ortamların etkisiyle daha sık ortaya çıkıyor. Medicana Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cenk Evren, kulakta uzun süre su kalmasının ve dış kulak yolunun tahriş edilmesinin enfeksiyon riskini artırabileceğini belirterek yaz aylarında kulak sağlığına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Şiddetli kulak ağrısı ilk belirtilerden biri olabilir</p>

<p></p>

<p>Yüzücü kulağında belirtilerin genellikle hafif kaşıntı ve rahatsızlık hissiyle başladığını belirten Prof. Dr. Cenk Evren, "Enfeksiyon ilerledikçe kulak ağrı belirgin şekilde artıyor. Kulak kepçesinin çekilmesi veya kulak önündeki kıkırdak bölgeye basılmasıyla ağrı hissedilmesi önemli bulgulardandır. Kulakta dolgunluk hissi, işitmede azalma ve akıntı da görülebilir. İleri vakalarda ağrı yüz ve boyun bölgesine yayılır. Ateş ve lenf bezlerinde şişlik gibi belirtileri de tabloya eşlik eder. Bazı hastalarda ağrı özellikle gece saatlerinde belirgin şekilde artmaktadır. Kulak kanalındaki ödem nedeniyle geçici işitme azalması da görülebiliyor. Bu belirtilerin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması önemlidir" dedi.</p>

<p><img alt="Uzman-6" class="detail-photo img-fluid" height="1365" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/06/uzman-6.jpg" width="1600" /></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Şeker hastaları daha fazla risk altında bulunuyor</p>

<p></p>

<p>Şeker hastaları, işitme cihazı kullananlar ve dış kulak yolu cildinde egzama veya sedef hastalığı bulunan bireylerde riskin daha yüksek olabileceğini belirten Prof. Dr. Cenk Evren, "Bu kişiler özellikle yaz aylarında kulak sağlığı konusunda daha dikkatli olmalıdırlar. Kulak kanalının sık temizlenmesi veya sert cisimlerle karıştırılması enfeksiyon gelişimini kolaylaştırır. Kulak kiri sanılanın aksine koruyucu bir görev üstlenir. Ayrıca dalış sporlarıyla uğraşanlar, uzun süre kulaklık kullananlar ve nemli çalışma ortamlarında bulunan kişilerde de dış kulak yolu enfeksiyonları daha sık görülebiliyor. Risk grubunda bulunan bireyler kulaklarında gelişen şikâyetleri göz ardı etmemelidir" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Belirtiler azalsa bile tedaviye devam edilmeli</p>

<p></p>

<p>Dış kulak yolu enfeksiyonlarında tedavinin enfeksiyonun şiddetine göre planlandığını belirten Prof. Dr. Cenk Evren, "Kulak kanalının temizlenmesi ve uygun kulak damlalarının kullanılması tedavinin temelini oluşturur. Bazı durumlarda ağrı kesici tedaviler veya ağızdan kullanılan ilaçlar da gerekebilir. Kulak kanalında belirgin şişlik gelişen hastalarda ilaçların etkili şekilde uygulanabilmesi için özel uygulamalardan yararlanılıyor. Tedavi sürecinde ilaçların önerilen süre boyunca düzenli kullanılması çok önemlidir. Belirtiler azalsa bile tedavinin erken bırakılmamalıdır. Enfeksiyonun kontrol altına alınabilmesi için kulağın kuru tutulmasının da tedavinin önemli bir parçasıdır" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kulak sağlığını korumak için bu hatalardan kaçının</p>

<p></p>

<p>Yaz aylarında dış kulak yolu enfeksiyonlarından korunmak için bazı basit önlemlerin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Cenk Evren, "Yüzme veya duş sonrasında kulakta kalan suyun uzaklaştırılması gerekiyor. Kulak kanalına pamuklu çubuk, toka veya benzeri cisimlerin kesinlikle sokulmaması gerekiyor. Enfeksiyon döneminde kulak kuru tutulmalıdır. Özellikle yüzme sonrasında başın yana eğilerek kulakta kalan suyun boşaltılması faydalıdır. Kulaklar temiz bir havlu ile nazik şekilde kurulanmalıdır. Kulak ağrısı, akıntı veya işitme azalması gibi belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulması gerekir" şeklinde sözlerini sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/yazin-gorulen-kulak-agrilarina-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 22:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/06/images-51.jpg" type="image/jpeg" length="69870"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Meğer Her Şey O Düşünceyle Başlıyormuş! Panik Atağın En Sinsi Belirtisi Ortaya Çıktı]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/meger-her-sey-o-dusunceyle-basliyormus-panik-atagin-en-sinsi-belirtisi-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/meger-her-sey-o-dusunceyle-basliyormus-panik-atagin-en-sinsi-belirtisi-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Panik atak, ortada herhangi bir tehlike unsuru veya uyaran olmamasına rağmen, endişe ve yoğun korku ataklarıyla ortaya çıkan, hızlı nefes alıp verme, kalp çarpıntısı ve terleme gibi semptomlar gösteren psikolojik bir rahatsızlık olarak bilindiğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Ömer Öz, panik atağın, toplumda çok sık duyulan ve çoğu kişide farklı seyreden bir durum olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1></h1>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Panik atak, gelip geçici fiziksel bazı belirtilerin, kişi tarafından bir felaket gibi görülmesi neticesinde, saniyeler içinde kötüleşebildiğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Ömer Öz, "Panik atak nedeniyle kimileri nefes alamadığını, kimilerinin kalp krizi geçireceğini veya felç olacağını düşünüp acile koşturuyor. Panik atak vücudun, normal durumlara ani, yoğun korku ve güçlü fiziksel tepkiler ile karşılık vermesi durumudur. Panik atak geçiren kişi çok terleyebilir, nefes almakta güçlük çekebilir ve kalbinin normalden daha hızlı attığını hissedebilir. Panik atak sırasında kişide kalp krizine benzer belirtiler ortaya çıkabilir. Muayene sonrası ’senin bir şeyin yok, psikiyatriye git’ cevabıyla karşı karşıya kalıyor. Böyle fiziksel belirtileri olup da hiçbir şeyi olmadığını duyan kişilerde bir kafa karışıklığı oluyor. Daha sonra ’ne yani benim bu belirtilerim kafamda uydurduğum şeyler mi’ diye sormaya başlıyor. Bunun neticesinde de ’kafada kurma’ ve ’çok büyütme’ kavramları ortaya çıkmaya başlıyor. Hayır, bu fiziksel belirtiler gerçek. Ancak çok büyük bir ihtimal kalıcı ve tahlillerle tespit edilebilecek bir hastalığa bağlı değildir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Panik atak kabaca 20-30 dakika süren, dehşet içinde olma haliyle kalpte hızlanma, nefeste hızlanma, sıcak basması, ellerde uyuşma, karında gariplik hissi, titreme, huzursuzlukla kendini gösteren bir rahatsızlık" diyen Uzm. Dr. Ömer Öz, "Bunu ilk kez yaşayan kişi için oldukça zorlayıcı, travmatik, unutmak isteyeceği dakikalar. Ortaya çıkardığı his ne kadar dehşet verici olsa da tedavisi de aslında dallanıp budaklanmış, kronik hastalıklara göre oldukça yüz güldürücü. En berbat hissettiğiniz panik atak dahi bir şekilde sonlanıyor ve yerini sakinliğe bırakıyor" şeklinde konuştu.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnsanların panik atak yaşadıklarında hemen bunun neden yaşandığına odaklanma eğiliminde olduğunu ve sebep olabilecek bariz bir kavga, ölüm, hastalık bulamadıklarında iyice sıkışmış ve şaşırmış hissettiklerini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Öz, "Her zaman stresli bir durum sonrasında panik atak belirtisi oluşmaz. Bazen masum, gelip geçici bir fiziksel belirtinin bir felaket olarak görülmesi neticesinde de saniyeler içerisinde başlayabilir. Örneğin kalbinizdeki ufak bir atım değişikliği sizin için bir kalp krizi gibi algılanmış olabilir ve dikkatinizi tamamen buraya verdiğinizde korkunuz bir anda sizi panik atağa itebilir. Neyi felaket olarak yorumladım ve bu atağı geçirdim diye düşünseniz de hızlıca akıp geçen düşüncelerinizi yakalamak her zaman mümkün olmaz. Panik atağı ortaya çıkartan şey masum, gelip geçici, her insanda olabilen basit fiziksel belirtileri, bazı ölümcül hastalıklarla eşit tutmamız ve sanki o ölümcül hastalığa yakalanmışız gibi bir davranış içerisine girmemizdir. Zihninizin söylediğiyle gerçekte olan şeyler aslında farklıdır. Panik atak sizin ölmenize ya da kalıcı, ölümcül bir hastalığa yakalanmanıza neden olmaz. Panik, korku, kaygı, mutsuzluk bunlar birer duygudur ve kendi akışına bıraktığımızda havadaki bulutlar gibi gelir geçer" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Panik atağın yönetilebilir bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Ömer Öz, "Panik atağın hayatımızın önüne geçmesine izin vermeden, onu görmeyecek, gözümüzde büyütmeyecek tarzda yaşayabiliriz. Psikoterapiler ve ilaç tedavileri panik atak tedavisinde birinci sıra seçeneklerdir ve hayatınızı sınırlandırdığınız bu rahatsızlığı psikiyatrik destekle geride bırakabilirsiniz" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/meger-her-sey-o-dusunceyle-basliyormus-panik-atagin-en-sinsi-belirtisi-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 23:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/20260531aw715266.jpg" type="image/jpeg" length="46972"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dikkat: Sigara bir alışkanlık değil, beyin bağımlılığıdır!]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/dikkat-sigara-bir-aliskanlik-degil-beyin-bagimliligidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/dikkat-sigara-bir-aliskanlik-degil-beyin-bagimliligidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigaranın bir alışkanlık değil, beyin bağımlılığı olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Mehmet Aydoğan, "Nikotin, beyindeki dopamin sistemini doğrudan etkileyerek kişide ödül hissi oluşturuyor. Zaman içerisinde beyin bu etkiye alışıyor. Bağımlılık geliştikten sonra sigara artık bir tercih değil, biyolojik ihtiyaç hissi oluşturur" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Mehmet Aydoğan, 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü kapsamında sigara bağımlılığına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. "Sigaranın yalnızca fiziksel bir alışkanlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Aydoğan, nikotinin beyinde güçlü bir bağımlılık mekanizması oluşturduğunu söyledi.</p>

<p></p>

<p>"Sigara bırakmak çoğu zaman yalnızca irade gücüyle açıklanabilecek bir süreç değildir" diyen Dr. Aydoğan, bağımlılığın biyolojik ve psikolojik boyutlarına dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı:</p>

<p></p>

<p>"Sigara beynin ödül sistemini etkiliyor"</p>

<p></p>

<p>Nikotin, beyindeki dopamin sistemini doğrudan etkileyerek kişide ödül hissi oluşturuyor. Zaman içerisinde beynin bu etkiye alıştığını belirten Dr. Aydoğan, "Bağımlılık geliştikten sonra sigara artık bir tercih değil, biyolojik ihtiyaç hissi oluşturur. Bu nedenle sigara sadece bir alışkanlık değil, nörokimyasal bir bağımlılıktır" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Az içmek bağımlı olunmadığı anlamına gelmez"</p>

<p></p>

<p>Sigara kullanım miktarının bağımlılığın tek göstergesi olmadığını ifade eden Dr. Aydoğan, günde birkaç sigaranın bile bağımlılık döngüsünü sürdürebileceğini söyledi. "Bağımlılık miktarla değil, beynin verdiği tepkiyle ilgilidir" açıklamasında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="I M G 1456" class="detail-photo img-fluid" height="1375" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-1456.jpeg" width="1600" /></p>

<p>"Sigara stresi azaltmaz"</p>

<p></p>

<p>Toplumda yaygın olan "sigara stresi azaltır" düşüncesinin doğru olmadığını belirten Dr. Aydoğan, sigaranın aslında nikotin yoksunluğunu geçici olarak giderdiğini söyledi. "Kişi rahatlamıyor, yalnızca yoksunluk hissinden kısa süreliğine çıkıyor. Bu nedenle sigara çözüm değil, sorunun kendisidir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Tek sigara bağımlılığı yeniden tetikleyebilir"</p>

<p></p>

<p>Sigara bırakma sürecinde en büyük risklerden birinin "sadece bir tane" düşüncesi olduğunu vurgulayan Dr. Aydoğan, tek bir sigaranın bile beyindeki eski bağımlılık yollarını yeniden aktive edebileceğini belirtti. Nükslerin önemli bir bölümünün bu nedenle başladığını ifade etti.</p>

<p></p>

<p>"Zorlanmak başarısızlık değildir"</p>

<p></p>

<p>Sigara bırakıldıktan sonraki ilk haftalarda yaşanan zorlanmaların doğal olduğunu söyleyen Dr. Aydoğan, beynin yeni düzene uyum sağlamaya çalıştığını belirtti. "Bu süreç geçicidir ve her geçen gün iyileşmenin bir parçasıdır" dedi.</p>

<p></p>

<p>Elektronik sigara uyarısı</p>

<p></p>

<p>Elektronik sigaraların da nikotin bağımlılığını sürdürdüğünü belirten Dr. Aydoğan, bu ürünlerin bağımlılığı sonlandırmadığını, yalnızca kullanım şeklini değiştirdiğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Sigara bırakıldıktan sonra vücutta neler oluyor?</p>

<p></p>

<p>Sigara bırakıldıktan sonra vücudun hızla kendini onarmaya başladığını belirten Mehmet Aydoğan, iyileşme sürecini şu sözlerle anlattı: İlk 24 saatte kandaki karbonmonoksit düzeyi düşer, oksijen seviyesi artar. 2-3 gün içinde nikotin vücuttan tamamen temizlenir, tat ve koku duyuları belirgin şekilde iyileşir. 1-2 hafta içinde dolaşım sistemi düzelmeye başlar, fiziksel performans artar. 1 ay sonunda akciğer fonksiyonlarında iyileşme görülür, öksürük azalır. 3-9 ay arasında akciğerlerin temizlenme kapasitesi artar, enfeksiyon riski azalır. 1 yılın sonunda kalp hastalığı riski yaklaşık yüzde 50 oranında düşer."</p>

<p></p>

<p>"Her geçen gün kayıp değil, kazançtır"</p>

<p></p>

<p>Sigara bırakmanın yalnızca bir alışkanlıktan vazgeçmek olmadığını ifade eden Dr. Aydoğan, "Bu süreç vücudu yeniden hayata döndürmektir. Sigara bırakmak bir irade savaşı değil, beynin yeniden öğrenme sürecidir. Doğru yöntemler ve profesyonel destekle bu süreç çok daha başarılı şekilde yönetilebilir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/dikkat-sigara-bir-aliskanlik-degil-beyin-bagimliligidir</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-1458.jpeg" type="image/jpeg" length="28011"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Havalar ısındı, çocuklarda yaz ishali vakalarına dikkat]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/havalar-isindi-cocuklarda-yaz-ishali-vakalarina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/havalar-isindi-cocuklarda-yaz-ishali-vakalarina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Harika Dikdur, havaların ısınmasıyla birlikte yaz ishali diye bilinen mide-bağırsak enfeksiyonlarının artabileceğini belirterek, ebeveynlere uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Havaların ısınması ile birlikte çocukların toplu alanlarda kalma süresi uzadı. Yaz ishalinin de bu dönemlerde arttığını ifade eden Uzm. Dr. Harika Dikdur, "Yaz dönemi geliyor ve havalar ısınıyor. Bu dönemde en sık karşılaşacağımız enfeksiyonlardan biri çocuklarda mide-bağırsak enfeksiyonu. Buna yaz ishali denilebiliyor. Yazın, bu hastalığın artma sebebi toplu alanlarda daha fazla bir araya gelmek. Havuz, deniz gibi toplu girilen sulardan kapılan mikroplar, içme sularında ya da iyi yıkanmamış gıda ürünleri ile birlikte viral enfeksiyonları daha sık görüyoruz. Parklarda aynı yere dokunulması ve ellerin ağza gitmesi de bu enfeksiyonların bulaşmasında etkili oluyor" dedi.<img alt="20260529Aw714637" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/20260529aw714637.jpg" width="1600" />İshal salgınlarında kusma ve ishalin bir arada olduğunda hastayı mutlaka bir çocuk doktorunun görmesi gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Dikdur, "İshal salgınlarında en önemli konu, çocukta kusma ve ishal varsa mutlaka bir çocuk doktoru hastayı görmeli. Bu enfeksiyonlar genellikle virüs kökenlidir. Bu hastalığın tedavisi de destek tedavisidir. Bu tedavinin yüzde 99’unda da antibiyotik gerekli değildir. Sıvı kaybı varsa bunu dengelemek için damar yolundan sıvı desteği sağlarız. Probiyotik kullanırız. Bazı vakalarda çinko destekleri ile dengelemeyi sağlarız" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/havalar-isindi-cocuklarda-yaz-ishali-vakalarina-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 23:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/shutterstock-1070415077.jpg" type="image/jpeg" length="13385"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurban Etini Hemen Tüketmeyin! Uzman Diyetisyenlerden Hayati "24 Saat" Uyarısı]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/kurban-etini-hemen-tuketmeyin-uzman-diyetisyenlerden-hayati-24-saat-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/kurban-etini-hemen-tuketmeyin-uzman-diyetisyenlerden-hayati-24-saat-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’da, uzman diyetisyen Elif Aslan, kurban etinin mümkün oldukça 24 saat bekletildikten sonra tüketilmesi gerektiğini belirterek, "Bayram diye her öğün et tüketilmemeli. Etin yanında ayran, yoğurt, salata ve lif kaynağı da tüketilmelidir. Sadece et ve tatlıdan oluşan öğünler sindirimi zorlaştırır" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1></h1>

<p></p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurban Bayramı süresince artan et tüketimi ile birlikte Memorial Dicle Hastanesinde uzman diyetisyen Elif Aslan, bayramda önemli olan eti tamamen kısıtlamak değil, doğru porsiyonlarda ve doğru öğün içerisinde tüketmek olduğunu söyledi. Bayramda genelde et tüketiminin artmakta olduğuna dikkat çeken Aslan, fakat kronik rahatsızlığı olan bireylerin buna özelikle dikkat etmesi gerektiğinin altını çizdi. Aslan, tüketilecek olan etin miktarına, pişirme yöntemi ve yanında tüketilecek besinlere dikkat etmeleri gerektiğini ifade ederek, "Et, hemen tüketilmemeli. Kurban eti kesildikten sonra sert olur ve sindirimi zorlaştırır. Mümkün oldukça 24 saat bekletildikten sonra tüketilmelidir. Bayram diye her öğün et tüketilmemeli. Etin yanında ayran, yoğurt, salata ve lif kaynağı da tüketilmelidir. Sadece et ve tatlıdan oluşan öğünler sindirimi zorlaştırır. Aşırı yağlı kavurma, kuyruk yağı, fazla tuzlu ve işlenmiş et ürünlerinden de kaçınılması gerekir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Bunun dışında kızartma yerine ızgara, fırın veya kendi suyunda pişirme yöntemleri kullanılması gerektiğini aktaran Aslan, "Diyabet hastaları eti tek başına değil, salata ve kontrollü karbonhidratla tüketmelidir. Onun dışında yüksek kolesterol ve kalp hastalığı olan bireyler yağlı etlerden, sakatat ve kuyruk yağından kaçınmalıdır. Hipertansiyon hastaları fazla tuzlu, salamura ve işlenmiş et ürünlerinden de uzak durmalıdır" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>"Bunun dışında protein kısıtlaması yapan böbrek hastaları porsiyon konusunda mutlaka diyetisyenin veya hekimine danışmalıdır" diyen Aslan, "Et, uzun süre oda sıcaklığında bekletilmemelidir. Mümkün olan en kısa sürede soğuk zincire alınmalıdır. Kahvaltıda ağır bir yemek yemek yerine, mutlaka klasik kahvaltı ile başlanmalı. Öğlen veya akşam öğünlerinde et öğünleri tüketilmeli" dedi.</p>

<p><br />
 </p>

<p><img alt="Uzman diyetisyenden kurban eti tüketiminde 24 saat önerisi
" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/05/28/20260528aw714140-1.jpg" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/kurban-etini-hemen-tuketmeyin-uzman-diyetisyenlerden-hayati-24-saat-uyarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 23:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/20260528aw714140.jpg" type="image/jpeg" length="44687"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baş diyetisyenden kurban eti uyarısı]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/bas-diyetisyenden-kurban-eti-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/bas-diyetisyenden-kurban-eti-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Filiz Beycan, Kurban Bayramı boyunca aşırı ve dengesiz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, kurban etinin en az 12-24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baş Diyetisyeni Filiz Beycan, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konusunda vatandaşlara uyarılarda bulundu. Bayram boyunca kontrolsüz et tüketiminin sindirim sistemi problemleri başta olmak üzere kolesterol, trigliserid ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini ifade eden Beycan, özellikle kurban etinin kesilir kesilmez tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Bayram sabahında hafif bir kahvaltı yapılmasının önemli olduğunu belirten Beycan, "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir. Etin içerisindeki ölüm sertliği dediğimiz bir sertlik oluşur ve bu da sindirim sistemimizde problemlere yol açabilir. Yediğimizde eğer hazımsızlık, şişkinlik oluşmasını istemiyorsak etimizi mutlaka dinlendirmeliyiz. Onun için ilk önce kahvaltıda peynir, yumurta tarzı protein kaynaklarından oluşan, yanına zeytin, yeşillikler eklenmiş bir dilim tam buğday ekmeği tarzında bir kahvaltı yapabiliriz" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor"</p>

<p></p>

<p>Et pişirme yöntemlerine de değinen Beycan, "Daha çok haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmemiz gerekiyor. İçerisine ekstra tereyağı veya kuyruk yağı gibi yağlar kullanmamak lazım ki sağlığımız olumsuz etkilenmesin. Bir diğer önemli hususumuz sebze yemeklerini mutlaka tüketmemiz lazım. Hem etin sindirimini artırabilmek hem de içerisindeki demir emilimini artırabilmek için yanına sebze veya salata ilavesi yapmamız gerekiyor. Mutlaka yanında su tüketimi çok önemli. Böbreklerimize proteinden bir yük binecektir. Bu yükün hafifletilmesi için de gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor. Aynı zamanda kahve ve çayın fazla tüketilmesi de vücuttaki sıvı ihtiyacını artıracağı için su tüketimi bu yönden de önemli" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Etin yanında asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edilebilir"</p>

<p></p>

<p>Vatandaşların en sık yaptığı hatalardan birinin eti kesilir kesilmez tüketmek olduğunu söyleyen Beycan, "Eti kesilir kesilmez pişirmememiz gerekiyor ki sindirim sisteminde problemlere, hazımsızlığa, şişkinliğe, kabızlığa yol açmasın. Bir diğer husus yine etin yanında mutlaka sebze ve salatanın tüketilmesi gerekiyor. Bu da bizim sindirim sistemimizi daha rahatlatacaktır. Çok kızartmalı, yağlı değil de haşlama tarzı olabilir. İçerisinde baharatları çok fazla kullanmamak gerekir ki sindirim sistemimiz daha rahat çalışsın. Bunlara dikkat edebiliriz. Yine dediğimiz gibi su tüketimi çok önemli. Etin yanında mutlaka asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edebiliriz" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Kolesterol hastaları haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketebilir"</p>

<p></p>

<p>Kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların beslenmelerine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Beycan, "Eğer hastamız diyabet hastasıysa tatlı tüketmesini, hamur işi tüketmesini hiç istemiyoruz. Ancak ikramlık olarak meyve tüketebilir veya kuru yemiş, kuru meyve gibi hafif ikramlıklar tercih edilebilir. Bunun yanında eğer kalp damar hastalığı mevcutsa, kolesterol yükseklikleri varsa et miktarları çok önemli. Haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketmesi gerekiyor. Yine pişirirken yağlı değil de yağsız etleri tercih etmesini istiyoruz. Bunun yanında tansiyon hastalarımız için pişirirken içerisine ekstra tuz ilavesi yapmamalarını istiyoruz ki tansiyon yükselmesi meydana gelmesin. Sindirim ve mide problemleri olanlarda da daha çok haşlama öneriyoruz. Kızartılmış etler sindirim sisteminde problemlere yol açabilir" açıklamasında bulundu.</p>

<p><img alt="I M G 1395" class="detail-photo img-fluid" height="898" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-1395.jpeg" width="1396" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/bas-diyetisyenden-kurban-eti-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 27 May 2026 19:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-1395.jpeg" type="image/jpeg" length="99735"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan ’Magnezyum çılgınlığı’ uyarısı]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/uzmanlardan-magnezyum-cilginligi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/uzmanlardan-magnezyum-cilginligi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son zamanlarda özellikle sosyal medyada kişiler arasında popüler hale geldiği belirtilen magnezyum başta olmak üzere gıda takviyelerinin bilinçsiz kullanımına ilişkin konuşan İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sibel Işık, "Özellikle gençler arasında sosyal medya nedeniyle gereksiz ve bilinçsiz bir vitamin kullanımı var. En sık gördüklerimiz; magnezyum, D vitamini, Omega 3, B12. Bir magnezyum çılgınlığı var diyebiliriz. Sağlıkla beslenirsek vitamin ve minerallerin eksikliği vücudumuzda olmaz. Fazla]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda özellikle sosyal medyada kişiler arasında popüler hale geldiği belirtilen magnezyumun bilinçsiz kullanımına karşı uzmanlar uyarıyor. Özellikle gençler arasında uyku kalitesini artırdığı, stresi azalttığı ve enerji verdiği iddiasıyla popülerleşen magnezyum takviyeleri, bilinçsiz vitamin kullanımları kişilerde birçok probleme neden olabiliyor. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Sibel Işık, kişilerin vitamin ve mineral ihtiyaçlarının öncelikle besinlerden karşılanması gerektiğini vurgularken hekim kontrolü olmadan kullanımların oluşturabileceği tehlikelere yönelik de bilgi verdi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Özellikle gençler arasında sosyal medya nedeniyle gereksiz bir vitamin kullanımı var"</p>

<p></p>

<p>Gereksiz takviye kullanımı konusuna ilişkin konuşan Uzm. Dr. Sibel Işık, "İç hastalıkları polikliniğinde sıklıkla karşılaştığımız hasta grubudur. Vitamin ve mineraller vücudun sağlıklı işleyişi için gerekli mikrobesinlerdir ancak günümüzde beslenme alışkanlıklarının değişmesi ile vitamin ve mineral eksikliklerine daha sık rastlamaktayız. Özellikle gençler arasında sosyal medya nedeniyle gereksiz ve bilinçsiz bir vitamin kullanımı var. En sık gördüklerimiz; magnezyum, D vitamini, Omega 3, B12 vitamin takviyeleri sıklıkla, bilinçsizce kullanılmakta. Hekim kontrolü olmadan alınan gıda takviyelerinin birçoğu karaciğer yetmezliğine kadar götürebilen tablolara yol açabilmekte" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Hayatı tehdit eden durumlara yol açabilir"</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sözlerini sürdüren Uzm. Dr. Işık, "Bazı vitaminler özellikle yağda eriyen A, D, E ve K vitaminleri vücutta birikebilme özelliğine sahiptir, vücutta toksisiteye yol açabilmekte. Böbrek yetmezliği, böbrek sorunlarına, D vitamininin fazlası hiperkalsemi (kandaki kalsiyum seviyesinin normalin üzerine çıkması durumu) ve böbrek taşlarına bunun dışında uyku sorunlarına, kalpte ritim bozukluklarına, mide, bağırsak sorunlarına kadar yol açabilir. Belli periyotlarla da takviyeleri kullanırken testlere ihtiyacımız var. Fazla kullanımının hepsi karaciğer toksisitesi (karaciğerin toksik maddelere maruz kalarak hasar görmesi) böbrek yetmezliği nedeniyle hayatı tehdit eden durumlara yol açabilir" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Bir magnezyum çılgınlığı var diyebiliriz"</p>

<p></p>

<p>’Magnezyum eksikliğiyle sıklıkla karşılaşıyoruz’ diyen Uzm. Dr. Işık, "Hücre içi kullanılan form gerçekten birçok hastamızda eksik oluyor. Magnezyum tuzları farklı amaçlarla kullanılıyor. Vücudumuzda kas ağrılarınız ya da enerji azlığımız varsa magnezyum tuzların malat formunu tercih ediyoruz. Uykuyla ilgili problemlerde bisglisinat formunu tercih ediyoruz, kabızlıkla ilgili sitrat formunu tercih ediyoruz. Sağlıkla beslenirsek vitamin ve minerallerin eksikliği vücudumuzda olmaz. Hareketsizlik, doğru beslenmeme, beslenme alışkanlıklarımızın bozulması bu vitamin eksikliklerine yol açıyor. Bir magnezyum çılgınlığı var diyebiliriz. Sıklıkla hastalar, ’Çok halsizim, sabahları uyanmada güçlük çekiyorum, eski enerjim yok’ gibi şikayetlerle geliyor. Kan düzeyi normalse vitamin ve mineral vermiyorum. Kan düzeyini düşük tespit ettiysem uygun dozda ve uygun sürede tedaviye başlıyorum. Özellikle gençlerde sıklıkla bu vitamin eksiklikleriyle ilgili takviye aldıklarını ’Şu kullanıyormuş, şuna iyi gelmiş’ diye duyuyorum. K vitamini kullanımı kanama riskini arttırabilir. Eşlik eden hastalıklar mutlaka sorgulanması gerekiyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/uzmanlardan-magnezyum-cilginligi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 22:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/20260525aw712677.jpg" type="image/jpeg" length="75556"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp hastalarına bayram uyarısı: Beslenmede ölçülü olun]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/kalp-hastalarina-bayram-uyarisi-beslenmede-olculu-olun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/kalp-hastalarina-bayram-uyarisi-beslenmede-olculu-olun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bayramların paylaşma ve bereketin simgesi olduğunu belirten Doç. Dr. Mahmut Özdemir, aşırı ve dengesiz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine değinerek, "Bayram sofralarında aşırı miktarda tüketilen yağlı kırmızı etler, şerbetli tatlılar ve tuzlu yiyecekler kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir. Özellikle hipertansiyon, koroner arter hastalığı, ritim bozukluğu ve kalp yetmezliği bulunan kişilerin daha dikkatli olması gerekir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı döneminde değişen beslenme alışkanlıklarının kalp sağlığı üzerinde önemli etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken Liv Hospital Gaziantep Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mahmut Özdemir, özellikle bayram sofralarında artan kırmızı et, tatlı ve tuz tüketiminin kalp-damar hastaları açısından risk oluşturabileceğini söyledi. Doç. Dr. Özdemir, sağlıklı bir bayram geçirilmesi için kontrollü beslenme, düzenli hareket ve yeterli sıvı tüketiminin önemine vurgu yaptı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Kontrolsüz beslenme kalp sağlığını olumsuz etkileyebilir"</p>

<p></p>

<p>Bayramların paylaşma ve bereketin simgesi olduğunu belirten Doç. Dr. Mahmut Özdemir, aşırı ve dengesiz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade etti. Doç. Dr. Özdemir, "Bayram sofralarında aşırı miktarda tüketilen yağlı kırmızı etler, şerbetli tatlılar ve tuzlu yiyecekler kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir. Özellikle hipertansiyon, koroner arter hastalığı, ritim bozukluğu ve kalp yetmezliği bulunan kişilerin daha dikkatli olması gerekir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Yeni kesilmiş et hemen tüketilmemeli"</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurban etinin kesim sonrası hemen tüketilmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Özdemir, etin en az 12-24 saat dinlendirilmesinin hem sindirim sistemi hem de genel sağlık açısından daha uygun olduğunu söyledi. Et tüketiminde porsiyon kontrolünün önemine dikkat çeken Doç. Dr. Özdemir, "Kızartma yerine haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. Özellikle kuyruk yağı eklenerek hazırlanan kavurmalar ve aşırı yağlı et tüketimi kötü kolesterol seviyesini yükseltebilir. Bu durum kalp ve damar hastalıkları açısından risk oluşturabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><img alt="K 2-40" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/k-2-40.jpg" width="1066" /></p>

<p></p>

<p>"Şerbetli tatlılar ve fazla tuz risk oluşturabiliyor"</p>

<p></p>

<p>Bayram ziyaretlerinde sık tüketilen şerbetli tatlıların kan şekeri ve kilo kontrolünü olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Doç. Dr. Özdemir, daha hafif alternatiflerin tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Doç. Dr. Özdemir, "Sütlü ve hafif tatlılar daha uygun tercihler olabilir. Ayrıca aşırı tuz tüketimi vücutta sıvı tutulmasına yol açarak kalbin yükünü artırabilir. Özellikle tansiyon ve kalp yetmezliği hastalarının bu konuda dikkatli olması gerekir" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Bayramda hareket ihmal edilmemeli"</p>

<p></p>

<p>Uzun süre hareketsiz kalmanın dolaşım sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyleyen Özdemir, bayram boyunca hafif tempolu yürüyüşlerin önemli olduğuna değindi. Doç. Dr. Özdemir, "Günde 30 dakikalık hafif tempolu yürüyüşler hem kalp sağlığını destekler hem de sindirime yardımcı olur. Ayrıca sıcak havalarda yeterli su tüketimi de büyük önem taşır" açıklamasında bulundu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"İlaç kullanımı aksatılmamalı"</p>

<p></p>

<p>Kalp ve tansiyon hastalarının bayram telaşı nedeniyle ilaçlarını ihmal etmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Özdemir, düzenli ilaç kullanımının hayati önem taşıdığını söyledi. Doç. Dr. Özdemir, Kurban Bayramı’nın sağlıklı ve huzurlu geçirilebilmesi için dengeli beslenme, kontrollü et tüketimi, düzenli hareket ve yeterli sıvı alımına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek tüm vatandaşların bayramını kutladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/kalp-hastalarina-bayram-uyarisi-beslenmede-olculu-olun</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 15:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/k-1-42.jpg" type="image/jpeg" length="79231"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Bir tabak daha ye” ısrarı sağlık sorunlarına neden olabilir]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/bir-tabak-daha-ye-israri-saglik-sorunlarina-neden-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/bir-tabak-daha-ye-israri-saglik-sorunlarina-neden-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klinik Diyetisyen Duygu Özbay, bayram ziyaretlerinde tüketilenlere karşı uyararak, "Özellikle ‘azıcık tadına bakmak’ düşüncesiyle tüketilen yiyecekler biriktiğinde günlük enerji ihtiyacının çok üzerine çıkılabiliyor. Bu durum bayram sonrasında kilo artışı, ödem ve sindirim problemleri olarak geri dönebiliyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bayram sofralarında yaşanan "ısrar kültürü", kimi sağlık zaman sorunlara yol açabiliyor. Bu gibi durumlarda sağlıklı beslenmenin yolu yalnızca ne yendiğinden değil, sosyal baskıyı yönetebilmekten de geçiyor.</p>

<p></p>

<p>Medline Adana Hastanesi’nden Klinik Diyetisyen Duygu Özbay, "Az ama dengeli tüketim" yaklaşımının bayramda sağlığı korumada büyük önem taşıdığını söyleyerek uyarı ve önerilerde bulundu.</p>

<p><img alt="20260525Aw712818" class="detail-photo img-fluid" height="380" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/20260525aw712818.jpg" width="641" /></p>

<p>"Hayır" demeyi bilmek gerekiyor</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Klinik Diyetisyen Özbay, misafire ikramda bulunmanın önemli bir gelenek olduğunu ancak "bir tabak daha ye", "tatlıdan da almalısın" gibi iyi niyetli ısrarların kimi zaman sağlık açısından risk oluşturduğunu belirterek, "Kişi tok olsa bile sosyal baskı nedeniyle yemeye devam edebiliyor. Bu durum ise sindirim problemlerinden kan şekeri dalgalanmalarına, ödemden tansiyon yükselmesine kadar birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Bayram ziyaretlerinde gün boyunca sık aralıklarla yemek tüketmek kan şekeri üzerinde ani dalgalanmalara neden olabiliyor. Özellikle diyabet hastaları, hipertansiyon hastaları ve yaşlı bireyler bu durumdan daha fazla etkileniyor. Aşırı tuzlu, yağlı ve şekerli besinlerin kontrolsüz tüketimi tansiyon yükselmelerine ve halsizlik şikayetlerine yol açabiliyor" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Sürekli atıştırmak günlük enerji alımını artırıyor</p>

<p></p>

<p>Kısa süre içinde farklı evlerde ikramların tüketildiği bayram ziyaretlerinde yenilen şerbetli tatlılar, şekerli içecekler, çikolatalar veya hamur işlerinin gün sonunda fark edilenden çok daha fazla kalori alımına neden olabildiğini belirten Özbay, "Bayram boyunca çay, kahve ve gazlı içecek tüketimi belirgin bir şekilde fazlalaşıyor. Ancak bu içeceklerin suyun yerini tutmadığını unutmamak gerekiyor. Yeterli miktarda su tüketilmemesi ise halsizlik, baş ağrısı, ciltte kuruluk ve yorgunluk hissini arttırıyor. Gün içerisinde düzenli su içmek hem sindirimin desteklenmesine hem de tokluk hissinin korunmasına katkı sunuyor. İkramlıkların yanında şekerli içecekler yerine suyun tercih edilmesi ise en doğru tercih oluyor. Bayram döneminde çocukların beslenme düzeni de sık sık değişebiliyor. Şeker, çikolata, gazlı içecek ve işlenmiş gıda tüketiminin artması çocuklarda mide problemleri, iştahsızlık ve enerji düşüşlerine yol açabiliyor. Bunun önüne geçebilmek için çocukların tamamen kısıtlanması yerine porsiyon kontrolü sağlanması daha doğru bir yaklaşım oluyor. Ayrıca, bayram boyunca çocukların ana öğün düzeninin korunması ve fiziksel aktivitelerinin desteklenmesi de önem taşıyor" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/bir-tabak-daha-ye-israri-saglik-sorunlarina-neden-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/kurban-bayraminda-saglikli-beslenme-rehberi.jpg" type="image/jpeg" length="69529"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan tütün ve tütün ürünleri uyarısı]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/uzmanlardan-tutun-ve-tutun-urunleri-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/uzmanlardan-tutun-ve-tutun-urunleri-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada her yıl çok sayıda kişiyi yaşamdan koparan tütün ve tütün ürünleri kullanımına karşı uyarılarda bulunan Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniği Sorumlusu Uzm. Dr. Belma Akbaba Bağcı, "Maalesef giderek kullanımlarımız artıyor, sigara içme, başlama yaşı düşüyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tütün ve tütün ürünleri her yıl Türkiye ve dünyada milyonlarca kişinin sağlığını etkilerken çok sayıda ölüme neden oluyor. İçicilik veya maruziyet kişilerin hayatında büyük etkiler oluştururken Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Sigara Bırakma Polikliniği Sorumlusu Uzm. Dr. Belma Akbaba Bağcı da 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü öncesi önemli uyarılarda bulundu. Sigara Bırakma Polikliniği’ne yapılan başvurularda kişinin kendine inanmasının büyük rol oynadığını belirtirken, her bireyin kendi özelinde analizinin ardından tedavilere başlandığını aktardı. Öte yandan sigarayı bırakan kullanıcılar ise yaşadıklarını anlattı.</p>

<p><img alt="I M G 1212" class="detail-photo img-fluid" height="693" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-1212.jpeg" width="1236" /></p>

<p><strong>"Dünyada 1,3 milyar kullanıcısı var, yaklaşık 17-18 milyonu Türkiye’de"</strong></p>

<p>‘Maalesef giderek kullanımlarımız artıyor, sigara içme, başlama yaşı düşüyor’ diyerek sözlerine başlayan Uzm. Dr. Akbaba Bağcı, "Kadınlarda kullanım oranları artıyor. Dünyada en fazla ölüme sebep olan hastalıklardan 8 tanesinin altısından sigara sorumlu. Bunlara rağmen dünyada hala 1.3 milyar kullanıcısı var, yaklaşık 17-18 milyonu da Türkiye’de. Sigaraya başlama yaşı ne kadar erkense bağımlılık düzeyi o kadar yüksek oluyor, erken yaşta başlayan kişiler, çocuklarımız maalesef sigara bağımlılıklarını sürdürüyor. Elektronik sigaralar, farklı boyutlarda farklı şekillerde renkli renkli üretilerek daha cazip hale getiriliyor, sanki zararı azaltılmış ürünler gibi nikotin bağımlılığının sürdürülmesine sebep oluyor. Elektronik sigarayı, sigarayı bırakma amaçlı kullananlar çalışmalarda gösterilmiş ki 1 yıl sonra hala yüzde 80’i elektronik sigara kullanıyorlar. Elektronik sigara, bir sigarayı bırakma aracı olarak düşünülmemeli, zararı azaltılmış bir ürün değildir. Kardiyovasküler hastalıklar, solunum sistemi hastalıkları, kanserler gibi klasik tütündeki hastalıklara da neden olmaktadır" dedi.</p>

<p><strong>"Elektronik sigarayla ilişkilendirdiğimiz EVALI, ölüm oranı yüksek bir hastalık"</strong></p>

<p>Elektronik sigaranın zararsız olduğunun düşünülmemesi gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Akbaba Bağcı, "Elektronik Sigara Hastalığı (EVALI) tablosu dediğimiz ciddi, ölüme neden olan ve tedavisinde de güçlük yaşadığımız bir durum. Elektronik sigara kullananlarda özellikle Amerika’da bu vakalar daha çok artış gösteriyor. Kullanım sonrasında her iki akciğerimizde zatürre görünümü, akut akciğer hasarı dediğimiz, solunum yetmezliğine giden bir tabloya sebep oluyor. Tedavisi de oldukça uzun ve zor, ölüm oranı da yüksek bir hastalık, elektronik sigarayla ilişkilendirdiğimiz EVALI tablosu bu. Dünya Sağlık Örgütü rehberi diyor ki; tütün kullanım miktarı, süresi ne olursa olsun bireye özgü tedavilerle sigarayı bırakma mümkün. Kanıta dayalı tedaviler uyguladığımızda danışmanlık hizmeti verdiğimizde yüzde 40‘ların üzerinde yüzde 80’lere varan sigara bırakma başarılarınız oluyor. Sigara bırakma poliklinikleri bu konuda aktif çalışıyor" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Kişiye göre değişen tedavilerimiz var"</strong></p>

<p>"Sigara bırakma polikliniğe ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Akbaba Bağcı, "Hastaların öncelikle bir tıbbi geçmişlerini sorguluyoruz, ek hastalıkları var mı, hangi ilaçları kullanıyor, yaşları, ne kadar süredir tütün ürünü kullanıyor veya niçin başarısız oldular, yeniden başladılarsa hangi faktörler sebep oldu, bunları inceliyoruz. Ek bazı tetkiklerimiz, formlarımız, anketlerimiz oluyor. Kişiye göre değişen tedavilerimiz var, toplumumuz da biliyor; bantlar, sakız, spreyler, pastiller ve farmakolojik ilaç tabletlerimiz var. Belli aralıklarla kontrollere çağırıyoruz. İlk bıraktıktan sonra yan etki olup olmadığını kontrol etmek için erken bir kontrol sağlıyoruz, sonra 2 hafta, aylık takiplerimizi sürdürüyoruz. En az 6 ayda bir takip etmek istiyoruz" diye konuştu.</p>

<p><strong>"8 milyon ölüm var dersek 1,3 milyonu sigara dumanı maruziyetinden"</strong></p>

<p>Sözlerini sürdüren Uzm. Dr. Akbaba Bağcı, "Sigarayı bıraktım’ deyip takibini bırakan hastalarımızın başarısızlık oranları daha yüksek. Hastalarımız sigarayı bıraktıktan sonra ‘Bu sefer bıraktık, daha önce defalarca denememenize rağmen bırakamamıştık’ gibi cümlelerle geliyorlar. Kararlı, gayretli, motive olduğunuzda sigarayı bırakabiliyorsunuz. Hepsinin ortak söylediği şey; ‘Hocam hemen nefes darlığım azaldı, çok daha kolay hareket edebiliyorum, rahat merdiven çıkıyorum.’. Fiziksel iyilik halinin dışında bir ruhsal iyilik hali de veriyor. Bırakmak önemli ama tekrar başlamamak, bırakmayı sürdürmek çok daha önemli. Sigarayı bıraktığınız zaman sigaralı ortamlarda da bulunmayın. Dünyada 8 milyon ortalama ölüm var dersek bunun 1,3 milyonu maalesef pasif sigara dumanı maruziyetinden. Kişi kendisi içmiyor fakat iş yerinde, sosyal ortamlarda olsun bu dumana maruz kalmış oluyor ne yazık ki bu hastalarımız da aynı sigara içiciler gibi hatta onlardan daha da fazla yine sigarayla ilgili sağlık riskiyle karşı karşıyalar" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Her yıl milyonlarca kişiyi etkiliyor: " giderek="" kullan="" sigara="" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/26-05/23/aw711561_03.jpg" /></p>

<p><strong>"Sigara, dostumuz değil düşmanımız, çok pişmanım"</strong></p>

<p>Sigara kullanımından duyduğu pişmanlığı anlatan 53 yaşındaki Ayşe Gül Er, "34 senedir kullanıyorum, 16-17 yaşlarında sigaraya başladım. Günde 3-3,5 paketi buluyordu, ailemden saklıyordum sonra ikiye düşürdüm. Nefes alamıyorsunuz, romatizma rahatsızlığım var. Doktora geldim ‘Sigarayı bırakmanız gerekiyor, KOAH adayısınız’ dedi, üzüldüm. Sigarayı bırakmaya karar verdim, polikliniklerden haberim vardı, Yedikule’de olduğunu bilmiyordum. Buraya gelmiştim ‘Nasıl bırakabilirim, bildiğiniz bir yer var mı?’ deyince ‘Burada var’ dedi. Geldim, başladım, bu şekilde bıraktım. Aralıkta geldim, Aralık’ın 22’sinde bıraktım. Hiç mi canınız istemiyor derseniz, istediği zamanlar oluyor. Spor yapıyorum, çalışıyorum. Sigara, dostumuz değil düşmanımız. Gençken bırakmaları tavsiye ederim, benim yaşıma gerçekten çok zor, çok pişmanım. Geç fark ettim, bu saatten sonra kaliteli bir yaşam istiyorum. Önce kafada bitmesi gerekiyor" dedi.<br />
<img alt="I M G 1214" class="detail-photo img-fluid" height="693" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-1214.jpeg" width="1229" /></p>

<p><strong>"Özentiliğin sonu yok, hiç başlamalarını tavsiye ederim"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>‘15-16’lı yaşlarda sigaraya başladım’ diyen Adem Hazar ise, "Yaklaşık 5 sene kadar sigara içtim, şimdi bıraktım. Arkadaş ortamında alıştım, günlük 3 paket sigara içiyordum. Bir gün bir hemşire arkadaşımız burayı önerdi. Doktor hanımla görüştüm, çok kısa sürede ilaç yardımıyla bırakabileceğimi söyledi. Ben de deneyip bir hafta gibi bir sürede bıraktım. Önce bırakabileceğinize inanmanız, kafada bitirmeniz gerekiyor. Artık dışarıda aktivite yaparken daha zor yoruluyorum, nefes alışverişim düzeldi. Özellikle merdiven çıkarken daha rahatım, gece rahat uyuyorum, gündüz rahat kalkıyorum. Özentiliğin sonu yok, ben de özenerek başlamıştım. Pişman oldum, bıraktım, hiç başlamalarını tavsiye ederim" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/uzmanlardan-tutun-ve-tutun-urunleri-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-1215.jpeg" type="image/jpeg" length="26513"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevsim Geçişlerinde Nefes Darlığına Dikkat]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/mevsim-gecislerinde-nefes-darligina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/mevsim-gecislerinde-nefes-darligina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meriç Zeydan, mevsim geçişlerinde yaşanan hava değişimlerinin astım ve KOAH gibi kronik solunum yolu hastalığı bulunan bireylerde atak riskini yükseltebildiğini söyleyerek, "Kronik hastalığı olan kişilerin bu dönemlerde ilaçlarını düzenli kullanmaları ve ani sıcaklık değişimlerine karşı daha dikkatli olmaları gerekiyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bağışıklık sistemi, mevsim geçişlerinde yaşanan ani hava değişimlerinden genellikle olumsuz etkileniyor. Bunun sonucunda ise üst solunum yolu enfeksiyonlarından alerjiye, bağırsak sorunlarından migrene kadar birçok probleme kapı aralanıyor. Medline Adana Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meriç Zeydan, özellikle kronik hastalığı olanların bahar aylarında daha yüksek risk altında olduklarını söyleyerek uyarı ve önerilerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Mevsim geçişlerinde risk artıyor</p>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Zeydan, mevsim geçişlerinde en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında üst solunum yolu enfeksiyonları, grip, nezle, sinüzit ve boğaz enfeksiyonlarının yer aldığını belirterek, "Ani sıcaklık değişimleri nedeniyle özellikle sabah ve akşam saatlerinde ince giyinmek, vücudun savunma sistemini zayıflatabiliyor. Bunun yanı sıra alerjik bünyeye sahip kişilerde polen artışı ve hava değişiklikleri nedeniyle alerjik rinit, göz sulanması, hapşırık ve nefes darlığı gibi şikayetlerde artış görülüyor. Astım ve KOAH gibi kronik solunum yolu hastalığı bulunan bireylerde ise atak riski yükseliyor. Kronik hastalığı olan kişilerin bu dönemlerde ilaçlarını düzenli kullanmaları ve ani sıcaklık değişimlerine karşı daha dikkatli olmaları gerekiyor. Bahar aylarındaki dengesiz hava şartları yalnızca bağışıklık sistemini değil, dolaşım sistemini de etkileyebiliyor. Hava basıncındaki değişiklikler ve sıcaklık dalgalanmaları, tansiyon hastalarının kan basınçlarında ani yükselme veya düşmelere yol açabiliyor. Özellikle ileri yaş grubunda bulunan kişilerde kalp ve damar hastalıkları açısından risk artabiliyor. Bunun yanında migren hastalarında baş ağrısı ataklarının sıklaştığı, romatizmal rahatsızlığı olan kişilerde ise eklem ağrılarının arttığı gözlemleniyor" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Depresyona yol açabiliyor</p>

<p></p>

<p>Hava değişimlerinin ruh sağlığı üzerinde de etkisini gösterdiğini belirten Zeydan, "Düzensiz iklim şartları bazı kişilerde mutsuzluk, isteksizlik ve enerji düşüklüğüne neden olabiliyor. Özellikle uyku düzeninin bozulmasıyla birlikte dikkat dağınıklığı, konsantrasyon kaybı ve tahammülsüzlük gibi şikayetler ortaya çıkabiliyor. Bazı bireylerde ise kaygı düzeyinde belirgin bir artış görülürken, depresif ruh hali bile gelişebiliyor" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Meriç Zeydan, şu uyarılarda bulundu:</p>

<p></p>

<p>"Hava durumunu günlük takip edin ve ani sıcaklık değişimlerine karşı hazırlıklı olun. Sabah ve akşam saatlerinde sıcaklık farkı arttığı için katmanlı giyinmeyi tercih edin. Bağışıklık sistemini desteklemek için sebze, meyve ve protein açısından dengeli beslenin. Gün içerisinde yeterli miktarda su tüketerek vücudun sıvı dengesini koruyun. Uyku düzenine dikkat edin, her gün yeterli ve kaliteli uyumaya özen gösterin. Düzenli yürüyüş ve hafif egzersizlerle hem metabolizmayı hem de ruh sağlığınızı destekleyin. Kapalı ve kalabalık ortamlarda hijyen kurallarına dikkat edin, ellerinizi sık sık yıkayın. Astım, alerji, tansiyon veya kalp hastalığı gibi kronik rahatsızlığınız varsa ilaçlarınızı düzenli kullanın, kontrollerinizi aksatmayın. Güneş ışığından mümkün olduğunca faydalanarak açık havada vakit geçirmeye çalışın. Uzun süren halsizlik, yüksek ateş, nefes darlığı veya şiddetli baş ağrısı gibi belirtilerde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/mevsim-gecislerinde-nefes-darligina-dikkat</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 23:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/20260521aw709836.jpg" type="image/jpeg" length="63940"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[20 Yıllık Sigara Bağımlılığı 3 Ayda Son Buldu]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/20-yillik-sigara-bagimliligi-3-ayda-son-buldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/20-yillik-sigara-bagimliligi-3-ayda-son-buldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde 20 yıldır sigara kullanan hemşire Sevda Derinsu, Sağlıklı Hayat Merkezi'nde uzman desteği sayesinde 3 ayda sigarayı bırakarak, sağlıklı bir yaşama adım attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüksekova Toplum Sağlığı Merkezi'nde görev yapan ve uzun yıllar tütün bağımlılığıyla mücadele eden hemşire Sevda Derinsu, tütün ürünlerinin sağlığa zararları konusunda toplumsal farkındalık oluşturulması amacıyla İlçe Sağlık Müdürlüğünce yürütülen çalışmalardan etkilendi. Başlangıçta önyargılı yaklaşmasına ve "Bu saatten sonra bıraksam ne değişir?" düşüncesine sahip olmasına rağmen 3 ay önce Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesindeki Sigara Bırakma Polikliniği'ne başvuran Derinsu, tütün bağımlılığından tamamen kurtularak çevresine örnek oldu.<br />
<img alt="S 2-38" class="detail-photo img-fluid" height="552" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/s-2-38.jpg" width="998" /><br />
"Nefes almakta güçlük çekiyordum, şimdi merdivenleri rahatça çıkıyorum"<br />
20 yıl sonra sigarasız bir hayata "merhaba" demenin mutluluğunu yaşadığını ifade eden Derinsu, sigarayı bıraktıktan sonra yaşam kalitesinde çok kısa sürede gözle görülür bir artış olduğunu söyledi. Daha önce de sigarayı bırakması yönünde tavsiyeler aldığını ancak ikna olmadığını belirten Derinsu, "Bu sefer meslektaşlarımın ve hocalarımızın da desteğiyle gerçekten ikna oldum. 20 yıl boyunca sigara içtim ve bu alışkanlığı kurumumun sunduğu ücretsiz tedavi ve danışmanlık hizmeti sayesinde 3 ay içinde çöpe attım. Sigara kullanırken yürümekte, merdiven çıkarken zorlanıyor ve nefes almakta güçlük çekiyordum. Zararlarını zamanla daha çok hissetmeye başlamıştım. Sigarayı bıraktıktan sonra adeta yeniden doğmuş gibi oldum. Vücudumdaki olumlu değişiklikleri hemen fark ettim. Şu an çok rahat yürüyorum ve en önemlisi artık sigara içilen ortamlarda bulunmak dahi istemiyorum. Ailem başta inanmadı ama tütünü tamamen hayatımdan çıkardığımı görünce büyük bir mutluluk yaşadılar. Benim gibi bağımlı olan herkesin bu merkezlere başvurmasını tavsiye ediyorum" dedi.</p>

<p><img alt="S 3-7" class="detail-photo img-fluid" height="555" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/s-3-7.jpg" width="998" /><br />
Derinsu, artık poliklinikte sigarayı bırakmak isteyen diğer vatandaşlarla da birebir ilgilenerek, kendi başarı hikayesiyle onlara rehberlik ettiğini sözlerine ekledi.<br />
Yüksekova İlçe Sağlık Müdürlüğünde görevli Uzm. Dr. Vehbi Küçükkavradım ise, Sağlıklı Hayat Merkezlerinde vatandaşları sigara, tütün ürünleri ve kanser arasındaki ilişki konusunda bilinçlendirmek için yoğun bir mesai harcadıklarını belirtti. Hemşire Sevda Derinsu'nun tütünle mücadele polikliniğine başvurduğunda ilk etapta çekinceleri olduğunu dile getiren Küçükkavradım, şöyle konuştu:<br />
"Sevda hemşiremiz, yaklaşık 20 yıllık sigara geçmişine sahip bir sağlık çalışanımızdı. Bize başvurduğunda ona sigaranın vücudunda gösterdiği tahribatı, yıllar içinde oluşabilecek kronik rahatsızlıkları ve tütünü bıraktığı andan itibaren vücudun ne kadar hızlı toparlanacağını bilimsel verilerle anlattık. İlk etapta 'Bu yaştan sonra ne değişecek' direnci vardı ancak kararlılığı ve merkezimizde uyguladığımız ücretsiz destek tedavileriyle bu bağımlılığı aşmayı başardı."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="S 4-4" class="detail-photo img-fluid" height="551" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/s-4-4.jpg" width="998" /><br />
Sigarayı bırakan bireylerde klinik olarak iyileşmenin çok hızlı başladığını vurgulayan Küçükkavradım, "Sevda Hanım'ın şu anda nefes alışı çok daha rahat. Tat ve koku alma duyuları tamamen geri geldi, günlük fiziksel aktivitelerini artık zorlanmadan yapabiliyor. En önemlisi uzun vadede kalp krizi, akciğer kanseri ve diğer kanser türlerine yakalanma riski, zamanla hiç sigara içmemiş bir bireyle eşitlenecek. Kaç yıl içtiğiniz veya günde kaç paket tükettiğiniz önemli değil. İnsan vücudu her zaman temizlenmeye ve kendini yenilemeye hazırdır. Yeter ki kişi bırakmaya niyetlensin ve uzman desteği almaktan çekinmesin. Şimdi Sevda hemşiremizin merkezimizde sigarayı bırakmak isteyen diğer vatandaşlara kendi süreciyle rol model olması, bizleri ayrıca gururlandırıyor" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/20-yillik-sigara-bagimliligi-3-ayda-son-buldu</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 21:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/s-1-42.jpg" type="image/jpeg" length="64581"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Düzenli Egzersiz Kanser ve Diyabet Riskini Azaltıyor]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/duzenli-egzersiz-kanser-ve-diyabet-riskini-azaltiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/duzenli-egzersiz-kanser-ve-diyabet-riskini-azaltiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel aktivitenin, iskelet kaslarının kasılması sonucu enerji harcanmasına neden olan her türlü vücut hareketi olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, düzenli fiziksel aktivitenin kronik hastalıkların hem önlenmesinde hem de mevcut hastalıkların yönetiminde en güçlü ilaçsız müdahale yöntemlerinden biri olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşamın ve teknolojik gelişmelerin getirdiği hareketsizlik (sedanter yaşam), dünya genelinde birçok kronik hastalığın temel tetikleyicilerinden biri haline gelirken, kronik hastalıklar terimi çoğu zaman kardiyovasküler hastalıklar, kanser, kronik solunum hastalıkları ve diyabet için kullanılıyor. Bu dört hastalık grubunun erken ölüm sebeplerinin büyük kısmını oluşturduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, kronik hastalıkların ortak risk faktörlerinden birisi olan fiziksel hareketsizliğin, dünya genelinde ölüme neden olan risk faktörlerinin sıralamasında dördüncü sırada yer aldığını belirtti.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Hareketsiz yaşam ve fiziksel aktivite yetersizliği önemli bir halk sağlığı sorunu"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Sağlık Bakanlığı tarafından 2011 yılında yapılan bir araştırmaya göre Türkiye genelinde kadınların yüzde 87’si, erkeklerin yüzde 77’sinin yeterli ölçüde fiziksel aktivite yapmadığının belirlendiğini, hareketsiz yaşamın ve fiziksel aktivite yetersizliğinin ülkemiz için önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, "Düzenli yapılan fiziksel aktivitenin kronik hastalıklara karşı sağladığı temel faydalar ve etkileri vardır. Kalp ve damar sağlığı için düzenli fiziksel aktivite, kalp hastalığı, inme ve yüksek tansiyon riskini önemli ölçüde düşürür. Bazı çalışmalar kardiyovasküler hastalık riskinde yüzde 49’a varan bir azalma olduğunu göstermektedir. Kolesterol kontrolü yapmak, kötü kolesterolü (LDL) düşürürken, iyi kolesterolü (HDL) arttırarak damar sertliğini önler. Orta şiddette fiziksel aktiviteler, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan hipertansiyona karşı koruyucudur. Kan şekeri kontrolü, egzersiz, hücrelerin insülin duyarlılığını artırarak kan şekerini düzenler ve Tip 2 diyabet riskini azaltabilir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Hareketsiz yaşamın getirdiği sağlık sorunlarının her geçen yıl artarak devam ettiğini, aktiviteyi yaşam biçimi haline getirmenin çok önemli olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, "Metabolizma hızını artırmak, aşırı kilo alımını önlemek ve obeziteyle ilişkili kronik hastalıkların temelini kurutmaya destek olur. Düzenli fiziksel aktivitenin, başta meme, kolon, mesane ve akciğer olmak üzere en az sekiz farklı kanser türünün görülme sıklığını azalttığı da gösterilmiştir. Dünya üzerindeki kanser olgularının yüzde 25’inin sedanter yaşam tarzı ve aşırı kilodan kaynaklandığı bilinmektedir. Hareketlilik, kemik yoğunluğunu artırarak özellikle menopoz sonrası kadınlarda kemik erimesini önler. Kas kuvvetini koruyarak yaşlılarda düşme ve buna bağlı kırık riskini azaltır. Depresyon ve anksiyete semptomlarını hafifletir, stresi azaltır ve genel ruh halini iyileştirir. Beyne giden kan akışını artırarak bilişsel fonksiyonları korur ve erken bunama riskini düşürür. Ayrıca akciğer hastalıklarında fiziksel aktivite ve egzersiz uygulamaları hastalığın ilerlemesi ve alevlenmelerin önlenmesi, hastaneye yatış sıklığının azaltılması ve kardiyopulmoner kapasitenin artırılmasında önemli yaklaşımlardır" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Düzenli fiziksel aktivitenin koruyucu etkilerinden faydalanmak için rutin oluşturun"</p>

<p></p>

<p>Fiziksel aktivitenin, kronik hastalıkların yönetiminde yalnızca destekleyici bir unsur değil, tedavi protokollerinin vazgeçilmez bir bileşeni olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, "Düzenli egzersiz, kardiyovasküler kapasiteyi artırarak, metabolik dengeyi sağlayarak ve inflamatuar süreçleri kontrol altına alarak hastalığın seyrini olumlu yönde değiştirmekte, komplikasyon riskini minimize etmektedir. Haftada en az 150-300 dakika tempolu yürüyüş, orta yoğunlukta aerobik aktivite veya haftada 75-150 dakika koşu, yine haftada en az 2 gün tüm ana kas gruplarını içeren kuvvet antrenmanları yapmak önemlidir. Hastaların fiziksel bağımsızlığını koruyarak yaşam kalitesini artırması ve psikolojik iyilik halini desteklemesi, aktivitenin bütüncül sağlık üzerindeki kritik rolünü kanıtlamaktadır. Bu nedenle, kronik hastalıklarla mücadele bireye özgü, sürdürülebilir ve multidisipliner bir yaklaşımla planlanan fiziksel aktivite programlarının yaygınlaştırılması hem toplum sağlığının iyileştirilmesi hem de sağlık sistemleri üzerindeki yükün azaltılması açısından stratejik bir öneme sahiptir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/duzenli-egzersiz-kanser-ve-diyabet-riskini-azaltiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 21:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/20260519aw708059.jpg" type="image/jpeg" length="59205"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar Yağışlarıyla Birlikte Mantar Zehirlenmelerine Dikkat]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/bahar-yagislariyla-birlikte-mantar-zehirlenmelerine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/bahar-yagislariyla-birlikte-mantar-zehirlenmelerine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bahar yağışlarıyla birlikte doğada mantar oluşumunun arttığını belirterek kontrolsüz yabani mantar tüketiminin ciddi zehirlenmelere yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Gündüz, Türkiye’nin iklim yapısı ve bitki örtüsü nedeniyle yabani mantarların yetişmesi açısından oldukça uygun bir ülke olduğunu ifade ederek yağışların arttığı ilkbahar ve sonbahar aylarında mantar zehirlenmesi vakalarında artış olduğuna dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin tüketilen mantarın türüne göre değişebildiğini kaydeden Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bazı türlerde şikâyetlerin ilk birkaç saat içinde ortaya çıktığını, bazı ölümcül türlerde ise belirtilerin 6 ila 24 saat sonra başlayabildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Zehirlenme durumlarında geç başlayan belirtilerin daha tehlikeli olabileceğini vurgulayan Gündüz, "Özellikle geç başlayan bulgular ciddi karaciğer hasarıyla ilişkili olabilir. Bazı hastalarda ise belirtiler geçici olarak düzelebilir ancak bu yalancı iyilik hali sonrasında ağır organ yetmezlikleri gelişebilir" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Ölüm meleği mantarı"</p>

<p></p>

<p>Gündüz, ölümcül zehirlenmelere en sık "ölüm meleği mantarı" olarak bilinen ’Amanita phalloides’ türü mantarın neden olduğunu ve bu türün zehirsiz mantarlarla çok kolay karıştırılabildiğini belirterek doğadan bilinçsiz mantar toplama, halk arasındaki yanlış inanışlar ve mantarların görüntüsüne bakılarak ayırt edilmeye çalışılmasının riski artırdığını kaydetti.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum"</p>

<p></p>

<p>"Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında daha fazla görüyoruz. İlkbahar aylarında fazla görülmesinin en önemli nedeni, yağış ve nem oranının yükselmesidir. Bu ortam, mantar yetişmesi için uygun bir iklim oluşturuyor. Orman altlarında ve meralarda ciddi şekilde mantar yetişmesi oluyor. İnsanlarımız da kültürel olarak komşuları ve akrabalarıyla mantar toplama alışkanlığına sahip. Dolayısıyla ortak toplanan mantarlar nedeniyle, aile bireyleri ya da komşular arasında özellikle kümelenme şeklinde zehirlenmelerle karşılaşıyoruz. Mesela bir aileden 4-5 kişi aynı anda zehirlenmiş olabiliyor. Çünkü beraber mantar toplamışlar, eve getirmişler ve akşam pişirip yemişler. Bu durum toplu, aile içi kümelenme şeklinde zehirlenme olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür zehirlenmeleri özellikle sonbahar ve ilkbaharda sık görüyoruz" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor"</p>

<p></p>

<p>"Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor" diyen Gündüz, "Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor. Birkaç saat içinde belirti veren mantar türleri olduğu gibi, 6 saat ya da 24 saat sonra belirti veren türler de var. Erken belirti verenler genellikle daha az tehlikeli olsa da geç dönemde belirti veren mantar zehirlenmeleri daha tehlikeli olabiliyor. Bunlar karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi çok ciddi sorunlarla karşımıza gelebiliyor. İlk dönemde zehirlenme belirtileri normale dönebiliyor, kişi kendini iyi hissedebiliyor; ancak sonrasında tekrar kötüleşme görülebiliyor. Özellikle zehirli türlerde bu durum daha sık yaşanıyor. Geç dönem belirti veren mantar zehirlenmelerinde daha dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü bunlar daha ölümcül sonuçlarla karşımıza çıkabiliyor. Ormanlık ve yeşillik alanların daha fazla olduğu bölgelerde risk artıyor. En çok Karadeniz Bölgesi’nde görülüyor. Karadeniz Bölgesi ilkbahar ve sonbaharda çok yağış alıyor. Yaylalar ve orman altları oldukça nemli oluyor. Bu nemli ve yağışlı ortam, mantarlar için çok uygun bir yetişme alanı oluşturuyor. Bölgemizde ciddi bir mantar çeşitliliği bulunuyor. Karadeniz Bölgesi’nde yüz yıllardır süregelen bir mantar toplama kültürü ve etkinliği var. Ancak mantarların toplanması uzmanlık gerektiriyor. Çünkü zehirli mantarı ayırt etmek bazen uzmanların bile zorlandığı bir durum olabiliyor. Bu nedenle doğadan topladığımız mantarları uzman kontrolünden geçirmeden tüketirsek ciddi zehirlenme riskiyle karşılaşabiliriz. Özellikle Amanita phalloides olarak bilinen "ölüm meleği" türü mantar, masum ve zehirsiz mantarlarla karışma riski çok yüksek olan bir türdür. Karadeniz Bölgesi’nde de bulunabilen bir mantardır. Bu nedenle çok dikkatli olmak gerekiyor. Uzman kontrolü olmadan doğadan toplanıp tüketilen mantarların tamamı zehirlenme riski taşır. Bu konuda çok dikkatli olmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Uzman-5" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/uzman-5.jpg" width="867" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/bahar-yagislariyla-birlikte-mantar-zehirlenmelerine-dikkat</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 19:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/m-1-22.jpg" type="image/jpeg" length="58508"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık raporlarında yeni dönem: Tüm işlemler e-Nabız’a taşınıyor]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/saglik-raporlarinda-yeni-donem-tum-islemler-e-nabiza-tasiniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/saglik-raporlarinda-yeni-donem-tum-islemler-e-nabiza-tasiniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğiyle sağlık raporları e-Nabız üzerinden alınabilecek, başvuru ve değerlendirme süreçleri tamamen dijital ortama taşınacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan “Sağlık Raporları Yönetmeliği” ile sağlık raporlarının düzenlenme sürecinde kapsamlı bir dijital dönüşüm hayata geçirildi. Yeni düzenlemeyle birlikte başvuru, değerlendirme ve rapor oluşturma işlemlerinin büyük bölümü elektronik sistemler üzerinden yürütülecek.</p>

<p>Yeni sisteme göre vatandaşlar, sağlık raporu başvurularını artık e-Nabız platformu üzerinden yapacak. Bu uygulama ile yazılı dilekçe gibi geleneksel başvuru yöntemleri sona erecek. Lisans gerektirmeyen spor ve sosyal faaliyetler için ise vatandaşlar, hekim muayenesine gitmeden e-Nabız üzerinden “Sağlık Durum Belgesi” alabilecek. Karar Destek Sistemi aracılığıyla yapılacak değerlendirmede, kişinin engel teşkil eden bir sağlık sorunu bulunmaması halinde belge otomatik olarak oluşturulabilecek.</p>

<p>Düzenleme kapsamında e-Rapor sistemi üzerinden hazırlanan belgelerin fiziki çıktı alınması ve arşivlenmesi zorunluluğu da kaldırıldı. Böylece rapor süreçlerinin tamamen dijital ortamda yürütülmesi hedefleniyor.</p>

<p>Sağlık kurulu yapısında da yeni bir düzenlemeye gidildi. Buna göre tam teşekküllü ve üç hekimli olmak üzere iki farklı sağlık kurulu modeli uygulanacak. İstisnai durumlar dışında raporların üç hekim tarafından düzenlenebilmesinin önü açılırken, mühür ve başhekim onayı şartının kaldırılmasıyla işlemlerin daha hızlı tamamlanması amaçlanıyor.</p>

<p>50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer alan iş yerlerinde işe giriş raporlarının tüm kamu hekimleri tarafından düzenlenebilmesine imkân tanındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Engelli sağlık raporları ile ilaç ve tıbbi malzeme kullanım raporlarının yenilenmesi konusunda da kolaylık sağlandı. Evde sağlık hizmetleri kapsamında bu raporların uzaktan sağlık hizmetiyle güncellenebilmesine olanak verildi.</p>

<p>Ayrıca ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında rapor işlemlerinin tek merkezden yürütülmesi için “Rapor Başvuru Merkezi” kurulacak. Bu merkezlerde başvuru, takip ve sonuçlandırma işlemleri tek noktadan yönetilecek.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle birlikte raporların belirlenen standart formatlarda hazırlanması zorunlu hale getirilirken, uluslararası kullanım için İngilizce dil desteği de eklendi. Engelli sporcuların lisans işlemlerinde ise ayrıca bir rapor şartı aranmadan mevcut sağlık kurulu raporlarının kullanılabilmesi mümkün olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/saglik-raporlarinda-yeni-donem-tum-islemler-e-nabiza-tasiniyor</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/2161818.jpg" type="image/jpeg" length="52869"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nöral terapiye ilgi artıyor]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/noral-terapiye-ilgi-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/noral-terapiye-ilgi-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, özellikle baş ağrıları, migren, boyun ve bel fıtığına bağlı ağrılar, kas ağrıları, fibromiyalji ve kas-iskelet sistemi kaynaklı kronik ağrılarda nöral terapinin etkili sonuçlar verebildiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Koca, "Kronik ağrı nedeniyle uzun süre ilaç kullanmak zorunda kalan hastaların alternatif ve tamamlayıcı tedavilere yönelimi sürerken, nöral terapi de son dönemde kronik ağrı tedavisinde daha fazla tercih edilen yöntemler arasında yer almaya başladı" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Kronik ağrı çoğu zaman sadece bir bölgedeki problem değil"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Nöral terapinin yalnızca enjeksiyon uygulamasından ibaret olmadığını belirten Prof. Dr. Koca, "Nöral terapi aslında bütüncül bir bakış açısıdır. Hastaya sadece ağrılı bölge üzerinden değil, tüm vücut sistemi üzerinden yaklaşılır. Çünkü kronik ağrı çoğu zaman sadece bir bölgedeki problem değil, sinir sistemi, stres, geçirilmiş travmalar ve vücudun genel regülasyonu ile ilişkili karmaşık bir süreçtir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Bir anlamda bozulan sisteme yeniden ‘reset’ atılması amaçlanır"</p>

<p></p>

<p>Tedavide kullanılan lokal anestezik maddelerin amacının yalnızca ağrıyı uyuşturarak geçici rahatlama sağlamak olmadığını vurgulayan Koca, "Burada amaç sadece ağrıyı kesmek değildir. Kullanılan düşük doz lokal anesteziklerle sinir sisteminin yeniden regülasyonunu sağlamak, vücudun iyileşme yanıtını ortaya çıkarmak hedeflenir. Bir anlamda bozulan sisteme yeniden ‘reset’ atılması amaçlanır. Yani hastaların düşündüğü gibi sadece uyuşturucu etkisinden faydalanılan bir uygulama değildir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Tedavinin doğal bir yaklaşım olduğuna dikkat çeken Koca, kullanılan lokal anestezik maddelerin oldukça düşük dozlarda uygulandığını ifade etti. Prof. Dr. Koca, "Uygun hasta grubunda gebelerde ve emziren annelerde bile kontrollü şekilde uygulanabilen bir yöntemdir. Amaç vücudun bozulan regülasyonunu yeniden dengelemektir" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>"Ağrının süresine ve altta yatan probleme göre farklılık gösterebilir"</p>

<p></p>

<p>Tedavi süreci hakkında bilgi veren Koca, uygulamanın ortalama 5 dakika sürdüğünü ve hastaların işlem sonrası günlük yaşamlarına rahatlıkla devam edebildiğini söyledi. Tedavinin kişiye özel planlandığını belirten Koca, "Genellikle haftada bir uygulama yapıyoruz. Ortalama 4 ila 8 seans arasında değişebiliyor ancak bu sayı hastanın şikayetine, ağrının süresine ve altta yatan probleme göre farklılık gösterebilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Özellikle uzun süredir devam eden kronik ağrılarda bazı hastaların ilk seanslardan itibaren rahatlama hissettiğini belirten Prof. Dr. Koca, "Her hastada aynı sonucu beklemek doğru olmaz ancak uygun hastalarda oldukça yüz güldürücü sonuçlarla karşılaşabiliyoruz" dedi.</p>

<p></p>

<p>Son yıllarda ağrı kesici kullanımının ciddi şekilde arttığına dikkat çeken Koca, hastaların artık daha bütüncül tedavi yaklaşımlarına ilgi gösterdiğini söyledi. "İnsanlar sadece geçici rahatlama değil, sorunun kaynağını anlamak istiyor. Bu nedenle tamamlayıcı tıp uygulamalarına yönelim artıyor" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Tedavinin bilimsel tıp yaklaşımı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Koca, nöral terapinin uygun hasta seçimi ve doğru teknikle uygulandığında etkili sonuçlar verebildiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/noral-terapiye-ilgi-artiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-0773-1.jpeg" type="image/jpeg" length="48844"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çağın Küresel Tehdidi: Obezite Görülme Sıklığı Hızla Artıyor]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/cagin-kuresel-tehdidi-obezite-gorulme-sikligi-hizla-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/cagin-kuresel-tehdidi-obezite-gorulme-sikligi-hizla-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, obezitenin yalnızca estetik bir sorun değil birçok ciddi hastalık için risk oluşturan kronik bir hastalık olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1></h1>

<p></p>

<p></p>

<h2 id="content"></h2>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günümüzde giderek artan obezitenin, doğru tedavi ve multidisipliner yaklaşımla kontrol altına alınabileceği belirtildi. Medicana Sivas Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Özden, hareketsiz yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artmasıyla birlikte obezitenin çağın en yaygın sağlık sorunlarından biri haline geldiğini ifade etti. Obezitenin yalnızca estetik bir problem olmadığını belirten Özden, vücutta sağlığı bozacak düzeyde aşırı yağ birikimi ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu söyledi. Obezitenin tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, yüksek kolesterol, uyku apnesi ve bazı kanser türleri başta olmak üzere birçok hastalık için önemli risk faktörü oluşturduğunu aktaran Özden, bu nedenle mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>Tedavide ilk adım: Yaşam tarzı değişikliği</p>

<p></p>

<p>Obezite tedavisinde öncelikle cerrahi dışı yöntemlerin denendiğini belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Tedavi sürecinde ilk basamak; sağlıklı beslenme, diyet programı ve düzenli fiziksel aktivitedir. Ayrıca obeziteye neden olabilecek hormonal veya metabolik hastalıkların da mutlaka araştırılması gerekir. Bu yöntemlerle başarılı sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Obezite Cerrahisi Kimlere Uygulanır?</p>

<p></p>

<p>Obezite cerrahisinin uygun hastalarda etkili bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Doç. Dr. Özden, "Vücut kitle indeksi (VKİ) 40 ve üzeri olan bireyler, VKİ 35 ve üzeri olup diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalıkları bulunan kişiler, diyet, egzersiz ve medikal tedaviye rağmen kilo veremeyen hastalar cerrahi olabilecek hasta gruplarıdır. Bu hastalar cerrahi planlama öncesinde detaylı bir değerlendirmeden geçirilir ve kişiye özel tedavi planı oluşturulur. Günümüzde obezite cerrahisinin büyük oranda kapalı yöntemlerle gerçekleştirilir. Tüp mide başta olmak üzere uygulanan cerrahi yöntemler sayesinde hastalar daha konforlu bir süreç geçirir. Ameliyat sonrası ağrı genellikle minimal düzeydedir ve kısa sürede kontrol altına alınabilir. Hastalar çoğunlukla 1-2 gün içerisinde taburcu edilebilir ve kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Obezite cerrahisinin etkili sonuçlar sağladığını belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Cerrahi sonrası hastalar, düzenli takip ve uygun yaşam tarzı değişiklikleri ile hedef kilolarına genellikle 1 ila 1,5 yıl içerisinde ulaşabilmektedir. Ancak bu süreçte diyet ve egzersiz programına uyum büyük önem taşır. Obezite cerrahisi hastalar için yeni bir başlangıçtır. Ancak kalıcı başarı için ameliyat sonrası dönemde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması ve düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması gerekmektedir. Bu sayede hem verilen kilolar korunur hem de obeziteye bağlı hastalıklarda ciddi iyileşmeler sağlanır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/cagin-kuresel-tehdidi-obezite-gorulme-sikligi-hizla-artiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 23:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/20260515aw705443.jpg" type="image/jpeg" length="12215"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Talasemiyi önlemek mümkün]]></title>
      <link>https://ulusalajans.com.tr/talasemiyi-onlemek-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://ulusalajans.com.tr/talasemiyi-onlemek-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, gündemde olan hantavirüs ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi, bebeklik döneminden itibaren kansızlık, solukluk ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösteren zorlu bir sağlık sorunu. Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Didem Atay, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü nedeniyle yaptığı açıklamada hastalığın seyri ve korunma yöntemleri hakkında hayati bilgiler paylaştı.</p>

<p></p>

<p>Genetik geçişli ve yaşam boyu tedavi gerektiren ciddi bir kan hastalığı olan talasemi (Akdeniz anemisi), erken çocukluk döneminde ortaya çıkarak aileleri uzun soluklu bir mücadeleye sürüklüyor. 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü kapsamında önemli uyarılarda bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Didem Atay, bu zorlu hastalıkta en etkili yaklaşımın tedavi etmekten ziyade genetik taramalarla hastalığı baştan önlemek olduğunu vurguladı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Talasemi erken dönemde belirti verebiliyor</p>

<p></p>

<p>Talaseminin süt çocukluğu döneminden itibaren belirti verebildiğini belirten Prof. Dr. Atay, "Bu hastalık kansızlık, solukluk ve halsizlik gibi bulgularla ortaya çıkabilir. Bazı hastalar henüz 6 aylıkken düzenli kan nakli almak zorunda kalabiliyor. Bu durum hem çocuk hem de aile için uzun ve zorlu bir süreci beraberinde getiriyor. Talasemi yaşam boyu takip gerektirirken, multidisipliner yaklaşım oldukça önemli" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Düzenli tedavi ve takip şart</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Talasemi tedavisinde düzenli kan transfüzyonlarının ve demir şelasyon tedavisinin temel olduğunu belirten Prof. Atay, "Bunun yanında hastaların büyüme ve gelişimleri, hormon düzeyleri ve kalp sağlığı düzenli olarak takip edilmelidir. Demir birikiminin organlara zarar verip vermediği yakından izlenmelidir. Günümüzde uygun hastalarda kök hücre nakli ile kalıcı tedavi sağlanabiliyor. Bu süreç deneyimli ekipler tarafından yürütülmesi tedavi için oldukça önemli" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>En etkili yöntem hastalığı önlemek</p>

<p></p>

<p>Talasemide en önemli adımın hastalığı önlemek olduğunu belirten Prof. Dr. Atay, "Talasemi tarama programlarıyla taşıyıcı bireylerin belirlenmesi büyük önem taşıyor. Taşıyıcı çiftlerin genetik danışmanlık alarak sağlıklı çocuk sahibi olması mümkün. Bu nedenle korunma en etkili yöntemdir" dedi. Prof. Dr. Atay, hastalık gelişmesi durumunda ise doğru tedavi ve güçlü bir ekip çalışmasıyla başarılı sonuçlar elde edilebildiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://ulusalajans.com.tr/talasemiyi-onlemek-mumkun</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 20:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ulusalajanscomtr.teimg.com/crop/1280x720/ulusalajans-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-0607.jpeg" type="image/jpeg" length="12858"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
