Ekranların Gölgesinde Dağılan Aile
Aynı evin içinde, aynı sofranın etrafında ama birbirine uzak insanlar…
Anne bir köşede, baba başka bir ekranda, çocuk ise bambaşka bir dünyada.
Ses yok, sohbet yok; sadece ışığı göz alan ekranlar var.
Bugün birçok evde yaşanan manzara tam olarak bu.
İnternet Suçlu mu, Biz mi Kontrolsüzüz?
İnternet ve dijital dünya başlı başına bir düşman değil.
Bilgiye ulaşmayı kolaylaştıran, öğrenmeyi hızlandıran büyük bir imkân.
Ancak kontrolsüz kullanım, faydayı tehdide dönüştürüyor.
Özellikle bazı film ve diziler; aileyi ikinci plana atan, ebeveyni değersizleştiren, sınır tanımayan bir hayatı “normal” gibi sunuyor.
Rol Modeller Değişti
Eskiden çocuk; anne-babasına, büyüklerine bakarak öğrenirdi.
Şimdi ise ekranlardaki karakterler rol model.
Saygısızlığın cesaret, sorumsuzluğun özgürlük, bencilliğin başarı gibi gösterildiği sahneler; fark edilmeden zihinlere yerleşiyor.
Çocuk, doğru ile yanlışı ekrandan öğrenmeye başlıyor.
Erken Büyüyen Çocuklar, Yalnızlaşan Gençler
Yaşından önce büyüyen çocuklar…
Kendi duygularını tanımadan başkalarının hayatlarına özenen gençler…
Aileyle konuşmayan ama sanal dünyada her şeyi paylaşan bir nesil oluşuyor.
Buradaki en büyük eksiklik ise ilgi ve rehberlik.
“Karışmayalım” Hatası
Birçok anne-baba iyi niyetle geri duruyor.
“Zaman değişti”, “yasaklamak olmaz”, “bırakalım kendi öğrensin” deniliyor.
Oysa çocuk ve genç; özgürlükten önce sınır, ekrandan önce rehber ister.
Karışmamak bazen ihmalin başka bir adıdır.
Çözüm Hâlâ Ailenin Elinde
Çözüm ne interneti tamamen yasaklamak ne de görmezden gelmek.
Çözüm: Aynı sofrada telefonları bir kenara bırakmakta,
Çocuğun izlediğini, dinlediğini konuşmakta,
Ailece geçirilen zamanı çoğaltmakta,
Sevgiyle ama net sınırlar koymakta.
Son Söz
Aile; bir toplumun en sağlam kalesidir.
O kale içeriden sessizce yıkılırsa, dışarıdan gelen hiçbir tehdit gerekmez.
Ekranlar hayatın bir parçası olabilir ama ailenin yerini tutamaz.
Çocuklarımızın dünyasını başkalarına bırakmadan önce, kendi sesimizi yeniden duymayı öğrenmeliyiz.
Hoşçakalın...